Mon, 11 Dec 2017
| Strategic Outlook Strategic Outlook  |  Uzmanlar  |  Hakkimizda  |  Yönetim Kurulu  |  Danışman Grubu  |  Dost Siteler  |  İletişim
 

TÜRKIYE’NIN FÜZE SAVUNMA SISTEMI: İHALE SÜRECI, TEMEL DINAMIKLER VE AKTÖRLER

Türkiye’nin Füze Savunma Sistemi: İhale Süreci, Temel Dinamikler ve Aktörler
Kitap Adı: Türkiye’nin Füze Savunma Sistemi: İhale Süreci, Temel Dinamikler ve Aktörler
Yazar: Merve SEREN
Yayıncı Kuruluş: SETAV, İstanbul
Birinci Basım Tarihi: 2015
Sayfa Sayısı: 95
ISBN: 978-605-4023-59-2
Soğuk Savaş dönemi boyunca NATO şemsiyesi altında statükocu güvenlik politikaları izleyen Türkiye, bu dönemin sona ermesiyle birlikte yaşamış olduğu krizler sebebiyle savunma sanayisini millileştirme politikasına yönelmiştir. Özellikle bölgesel tehdit unsurlarının bertaraf edilmesi için “Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi (T-LORAMIDS)” için ihaleye çıkan Türkiye, bu alanda yeni bir sürece girmiştir. T-LORAMIDS’in ihale süreci kamuoyunda son dönemde sıklıkla yer almış olsa da konuya dair akademik camiada önemli bir boşluk bulunmaktadır. Merve Seren’in hazırladığı ve SETAV tarafından yayımlanan “Türkiye’nin Füze Savunma Sistemi: İhale Süreci, Temel Dinamikler ve Aktörler” başlıklı çalışma bu açığın giderilmesi noktasında önemli bir yer tutmaktadır. Yazar çalışma boyunca Türkiye’nin savunma sanayiini modernizasyon ve millileştirme politikasının önemli bir parçasını oluşturan, hava savunma kapasitesini geliştirme ve sistemlerini güncelleme çabasında kritik bir adımı ve aşamayı simgeleyen T-LORAMIDS projesi ihalesini incelemiştir.
Çalışma ana ekseriyette üç bölüme ayrılmıştır. “Balistik Füzeler ve NATO’nun Füze Kalkanı Projesi” başlıklı ilk kısımda yazar, balistik ve seyir füzelerinin ortaya çıktığı uluslararası sistemi ve bu füzelerin ortaya çıktıktan sonra sistem içerisindeki aktörler üzerinde yarattığı etkiyi incelemektedir. Yazara göre, NATO’nun Füze Kalkanı ve Türkiye’nin T-LORAMIDS projelerinin öneminin kavranabilmesi için, göz önünde bulundurulması gereken üç temel husus bulunmaktadır. Birincisi, balistik füzelerin, eskiye nazaran çok daha öldürücü bir niteliğe ve sofistike sisteme sahip olan nükleer, kimyasal ve biyolojik silahları hedefe ulaştırmada kullanılan “temel fırlatma vasıtaları” olmalarıdır. İkincisi, savunma amaçlı balistik füze teknolojisi ile saldırı amaçlı balistik füze teknolojisinin birbirleriyle örtüşmesi, hemen hemen aynı teknolojiyi kullanmaları hasebiyle, birincisinin bir takım modifikasyonlarla ikincisine dönüştürülebileceği gerçeğidir. Üçüncüsü; bir ülkenin kendisine ait savunma amaçlı balistik füze teknolojisini diğer ülkelere transfer etmesi, aslında o ülkeye saldırı amaçlı füzeleri üretebilecek bir potansiyel sunması anlamına gelmektedir. Ayrıca, bu kısmın sonuna doğru yazar Türkiye’nin komşularının da yer aldığı bir dizi ülkenin balistik ve seyir füze envanter listesini eklemiştir. Bu listeden Türkiye’nin etrafındaki ateş çemberi rahatlıkla görülebilmektedir.
Çalışmanın “Türkiye’nin T-LORAMIDS Projesi İhalesi ve Karar Süreci” başlıklı ikinci kısmını yazar iki alt başlığa ayırmıştır. Önce T-LORAMIDS projesinin künyesine dair önemli bileşenleri (projenin amacı, karar verilmesindeki sebep, Türkiye’nin projeden beklentisi, projeyle ilgili kamu kurumları ve projenin ihale süreci) okuyucuya aktaran yazar, sonrasında ihaleye katılan Amerikalı, Rus, Çinli ve Fransız & İtalyan firmaların avantajlarını ve dezavantajlarını incelemiştir. Bu dâhilde; T-LORAMIDS projesinin amacı, uzun menzilde ve hem alçak hem orta hem de yüksek irtifada hava savunmasını sağlayabilecek teknik özelliklere sahip hava ve füze savunma sistemi tedarik etmektir. Projeye karar verilmesindeki temel sebep, TSK’nın envanterinde bulunan tek yüksek irtifa hava savunma füzesinin, 1959 tarihli ve ABD menşeli “Nike Hercules” füzeleri olmasıdır. Türkiye’nin T-LORAMIDS projesinden en önemli iki beklentisi arasında sağlam bir hava ve füze savunma sistemine sahip olmak ve projeden gelecek fikri mülkiyet (intellectual property) hakkına ortak olmak yer almaktadır. Projeyle ilgili kamu kurumları ise şunlardır: Milli Savunma Bakanlığı, Kuvvet Komutanlıkları ve Savunma Sanayi Müsteşarlığı. Son olarak, ihale süreci boyunca Türkiye, bir taraftan konunun muhtemel siyasi sonuçlarını gözlemlemeye çalışırken, diğer taraftan da özellikle teknik ve mali boyutta pazarlık yapma avantajını elinde tutmaya çalışmaktadır.
Belirtildiği gibi bu kısmın ikinci alt başlığında yazar, ihaleye katılan dört firmanın avantajlarını ve dezavantajlarını incelemiştir. Bu dâhilde, ABD’nin avantajı satış için belirlediği ve sözleşme yaptığı yüklenici firmaların rüştlerini ispat etmiş olmalarıdır. Ortak üretimi kabul etmemekte ısrarcı olması; teknoloji transferine yanaşmaması; yerli katkı oranını düşük tutması; proje için 4,5 milyar dolar gibi yüksek bir bedel talep etmesi ve son olarak takvim garantisi vermemesi ise ABD’nin dezavantajları arasında yer almaktadır. İhaleye katılan ikinci ülke Rusya’nın avantajı sunmuş olduğu ürününün yüksek seviyede teknolojik donanıma sahip olmasıdır. Projeye dair şeffaflık sunmaması ve çok yüksek fiyat vermesi ise Rusya’nın sahip olduğu dezavantajlardır. İhaleye katılan üçüncü ülke Çin’in avantajları arasında şunlar yer almaktadır: sunulan fiyatın uygun olması; ortak üretim imkânına yeşil ışık yakması ve yerli katkı oranını yüksek tutması. Ürünün pazar payının düşük olması; bilgi paylaşımı hususunda duyulan endişe ve NATO’nun kurumsal olarak ön yargısı ise Çin’in dezavantajları arasında yer almaktadır. İhaleye katılan son taraf ise Fransa ve İtalya konsorsiyumudur. Bu konsorsiyumun avantajı gelişmiş bir altyapıya sahip olan bir sistem sunmasıdır. Ortak üretime yanaşmaması; yerli üretim oranını düşük tutması; nasıl yapılacağına (know-how) dair teknoloji transferi hususunda negatif bir tutum içerisinde olması ve sistemin 160 derecelik görüş açısının dar olması ise konsorsiyumun sahip olduğu dezavantajlardır. Bu tablodan anlaşılacağı üzere, ihale sürecinde Türkiye’nin Çin’in ile yakınlaşması oldukça rasyonel bir tercihtir.
Çalışmanın “Türkiye’nin Karar Sürecini Etkileyen Faktörler” başlıklı son kısmında ise yazar, Türkiye’nin T-LORAMIDS projesinde karar alırken ön planda tuttuğu üç önemli faktörü incelemektedir. Bir, Soğuk Savaşın sona ermesiyle birlikte Türkiye NATO’ya tek taraflı olarak aşırı derecede bağımlı olduğunu fark etmiştir. Bu sebepten Türkiye bu projeyle birlikte tek taraflı bağımlılığı aşmaya çalışmaktadır. İki, Türkiye’nin 1930’larda ve 1940’larda, yani II. Dünya Savaşı yıllarında tanksavar topları ve pervaneli uçak üretimi yapabilen bir ülke iken; daha sonra savunma sanayiinde uzun bir duraksama dönemi yaşamış ve bu dönemde savunma sanayiinde dışarıya bağımlı kalmıştır. Bu sebepten Türkiye bu projeyle birlikte hava özelinde savunma sanayisini millileştirmeye çalışmaktadır. Üç, Türkiye’nin NATO üyesi olması sebebiyle NATO’nun hassasiyetlerini de göz önünde bulundurması gerekmektedir. Ayrıca yazara göre, Türkiye’nin savunma sanayiinde hassasiyetle odaklanılması gereken üç temel husus vardır. Bir, Türkiye azami ölçüde alt sanayisini geliştirmelidir. İki, parçaları üreten alt sistemlerin entegrasyonunun çok kritik bir alan olması sebebiyle bu hususa özel önem verilmelidir. Üç, gerek sistem gerekse alt sistemlerde uluslararası pazarda rekabet etmek için kritik teknolojileri bir araya getirmede tek kaynağa bağımlılık azaltılmalıdır.
Kamuoyunda uzun bir süredir tartışılan önemli bir konunun ele alındığı bu çalışmanın olumlu ve olumsuz eleştirileri bulunmaktadır. Olumlu eleştirilerle ilgili ilk olarak, çalışmanın konusuna dair daha önce birtakım çalışmalar ortaya konmuş olsa da bu çalışma, konuyla ilgili en kapsamlı eserdir. Çalışma dikkatle incelendiğinde uzun süreli bir araştırmanın ürünü olduğu rahatlıkla anlaşılmaktadır. Haliyle yazarın bu girişimi önem arz etmektedir. İkinci olumlu eleştiri olarak, yazar çalışmayı bir veri sentezi olarak değil çok boyutlu bir analiz olarak hazırlamıştır. Bu sebepten akademik çalışmalarda kullanılabilecek bir maiyettedir. Son olumlu eleştiri olarak, yazar daha çok akademik camiaya hitap eden bir konuyu duru bir üslup kullanarak herkesin anlayabileceği bir dilde kaleme almıştır. Bu sayede kitap her kesime hitap edebilecek düzeydedir.
Diğer taraftan olumsuz eleştirilerle ilgili olarak, yazar ihale sonucunda Türkiye’nin Çin ve Rusya’yı tercih etmesi durumunda bunun bazı politik sonuçlara gebe olacağından bahsetmiştir; ancak bu hususla ilgili detaylı bilgi vermemesinden ötürü çalışma bu yönüyle eksik kalmıştır. İkinci olumsuz eleştiri olarak, yazar ihale sürecinin aktif parçaları olan Milli Savunma Bakanlığı’nı, Kuvvet Komutlarını ve Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nı ismen zikretmiştir; ancak bu kurumların ihale sürecinde ne tür bir tutum takındıklarını analiz etmemesinden ötürü bu kurumların gerçek rol ve pozisyonları tam olarak anlaşılamamıştır. Son olumsuz eleştiri olarak, ihale sürecinin soyut aktörü olan kamuoyundaki farklı görüşler de bu çalışma içerisinde yer almış olsaydı eser mukayeseli bir çalışma hüviyetine de sahip olabilirdi.
Hacı Mehmet BOYRAZ, Analist, USBED 
Gediz Üniversitesi, boyrazhacimehmet@gmail.com
28.3.2016 - Hit : 1382


  • Bizi Facebook'ta Bulun


 
Tum Haklari Saklidir - 2013 © USBED | Editor alioztarsu