Tue, 27 Jun 2017
| Strategic Outlook Strategic Outlook  |  Uzmanlar  |  Hakkimizda  |  Yönetim Kurulu  |  Danışman Grubu  |  Dost Siteler  |  İletişim
 

İSTIHBARAT SAVAŞLARı OYUNUNDA SON PERDE KARLOV SUIKASTI

İstihbarat Savaşları Oyununda Son Perde Karlov Suikasti
Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov'un 19 Aralık 2016 tarihinde Ankara'daki Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde düzenlenen bir fotoğraf sergisinin açılışı sırasında gerçekleştirilen silahlı saldırı sonucunda yaşamını yitirmesi, hiç kuşkusuz, tarihi nitelikli bir olaydır. Uluslararası siyasi ve hukuki anlayışa göre “Büyükelçi” resmi olarak doğrudan bağlı olduğu devletin en üst idari makamı ile milletini temsil eder ve 1961 tarihli Viyana Sözleşmesi gereği hem “Büyükelçiler”, hem de mahiyetinde görevli “diplomatik pasaport hamili” kişiler dokunulmazlık gibi bazı ayrıcalıklara sahiptirler. Dolayısıyla bir devletin doğrudan “Büyükelçisini” hedef almak, o devlete neredeyse savaş ilan etmekle eşdeğer bir eylem tarzıdır. 
Pekiyi, Rus Devleti’nin Büyükelçisine saldırı düzenleyerek adeta Rusya’ya savaş ilan eden bu eylemi nasıl okumak gerekir? Öncelikli olarak eylemin gerçekleştiriliş şekli ve zamanlaması, seçilen eylemcinin örgütsel kimliği ve kurbanın ülkesel aidiyeti olayın arka planında profesyonel bir gizli servis kurgusunun olduğunu göstermektedir. Bu bakımdan hem Rusya’nın, hem de Türkiye’nin mevcut eylemi stratejik istihbarat perspektifiyle irdelemesi, saldırının arkasındaki güç odağının ve muhtemel hedeflerinin en doğru şekilde anlaşılmasına ve buna uygun strateji geliştirmesine olanak tanıyacaktır. 
1) Kurgudan Kurgucuyu Çıkarmak
Suikastçı kesin olarak Rus Büyükelçiyi infaz etmeyi ve eylemin sonunda da ölmeyi hedefine koymuştur. Önceden kendisine ezberletildiği düşünülen Türkçe ve Arapça söylem ve teyatral davranışları eylem esnasında başarıyla sergilemiştir. Bu suretle eylemci kendisini “El Nusracı” gibi takdim etmeye çalışmış; eyleme gerekçe olarak da Rusya’nın Suriye politikasını göstermiştir. Oysa eylemcinin kıyafeti, özgeçmişi ve profesyonelliği ile yaratılmaya çalışılan örgütsel (El Nusracı) algı bariz bir şekilde sırıtmaktadır. Bu, eylemi kurgulayan “istihbari akıl” tarafından bilinçli bir tercih olup, esas amacı “adi yanıltmacadır”. Bir başka ifadeyle, yabancı devletleri hedef alan bu tür siyasi suikastlar, bunu gerçekleştiren asıl güç odağı için büyük risk taşıdığından dolayı açığa çıkmamak adına eylemlerde “hedef şaşırtmaca” taktiğine başvurulur. Karlov suikastında kasıtlı olarak “El Nusra” “adi yanıltmacası” seçilerek baştan “hedef şaşırtma” arayışına bir önlem alınmıştır. Eğer “El Nusra” “asıl yanıltmaca” olarak takdim edilecek olunsaydı, kesinlikle eylemin şekli ve eylemcinin profili tamamen başka bir kurguyla tasarlanırdı. Hâlbuki suikastçının kimliği ve örgütsel aidiyeti açıkça Fetullahçı Terör Örgütü’nü (FETÖ) işaret etmektedir ve burada “asıl yanıltmaca” eylemde taşeron olarak kullanılan FETÖ üzerinden verilmektedir. FETÖ’nün eylemdeki “asıl yanıltmacacı” rolü, anılan örgütün köklü CIA bağı nedeniyledir. Yani bu eylemde oyun içerisinde oyun kuran başka bir “istihbari aklın” varlığı kendisini hissettirmekte, ama FETÖ sayesinde ABD’yi bir numaralı şüpheli konumuna sokarak varlığını kamufle etmektedir! Bu durum, bahse konu “istihbari aklın”, CIA ile FETÖ arasındaki gizli örgüyü çok iyi çözümlediği ve zamanla CIA’ye paralel olacak şekilde FETÖ’nün kılcal damarlarına sızmayı başararak örgütü kısmen yönlendirebilecek imkâna kavuştuğu tezini doğurmaktadır. (Hâlbuki FETÖ gibi bir örgüte sızma ve onu ele geçirme başarısını asıl Türk istihbaratının yapmış olması gerekirdi) Son suikast eylemi göstermiştir ki bu “istihbari akıl” FETÖ'yü oldukça karanlık olaylarda taşeron olarak kullanabilmektedir.
2) Kurgu ve Kurgucudan Hedefleri Çıkarmak
Bu tarz tüm diğer riskli eylemlerde olduğu gibi Karlov suikastının altında da stratejik önemde bazı siyasi hedeflerin olması gerekir. Bunu dış politika ve Türk iç politikasına muhtemel yansımaları bakımından birbiriyle bağlantılı iki kategoride  değerlendirmek mümkündür.
2.1. Dış Politika Açısından Değerlendirme
İlk bakışta eylem Türk–Rus ilişkilerini baltalamayı hedef alıyor gibi görünse de tam tersine böyle bir eylem, tarafları psikolojik olarak daha da yakınlaştırmaya yarayan, bilhassa Türkiye’deki Rusya’ya dair toplumsal algıyı olumlu yönde etkileyen bir süreci tetiklemesi beklenmelidir. Ancak Rus Büyükelçinin Türkiye’de, bir Türk kamu görevlisi tarafından öldürülmesi Türkiye’yi partnerine karşı edilgenleştirici bir konuma indirgemiştir ve kısa vadede bu psikolojik mahcubiyet kendisini hep hissettirecektir. Bu durum Rusya’nın Türkiye’den, başta Suriye olmak üzere Ortadoğu merkezli “terörizmle mücadele” politikalarıyla daha uyumlu hareket etmesi yönündeki beklentisi için ciddi bir fırsat sunmuştur. Suikastı kurgulayan “istihbari akıl” belli ki mikro planda kısa vadeli Türk–Rus yakınlaşmasını teşvik etmekte, Suriye’de Şam–Tahran–Moskova paktına Ankara’nın da eklemlenmesini istemektedir. Bahse konu “istihbari aklın” bu yöndeki politikası, İslami görünümlü yapay terör örgütler vasıtasıyla Irak ve Suriye’yi bölerek Ortadoğu’da bağımsız bir “Kürdistan’ın” kurulmasını uzun süredir hedefleyen ABD-İsrail ittifakına karşıdır. Makro planda da bunun Amerikan tek kutupluluğunun bertaraf edilerek yerine çok kutuplu dünya düzeninin oluşmasını desteklediğini ileri sürmek mümkündür. Dolayısıyla gerek Suriye ve Irak’ın bölünerek bir Kürdistan kurulmasının engellenmesi, gerekse orta vadede çok kutuplu bir dünya düzeninin kurulması Türkiye’nin ulusal çıkarlarıyla örtüşmektedir. Burada öne çıkan temel soru, bu “istihbari aklın” teşvik ettiği Türk–Rus yakınlaşmasının, Amerikan tek kutupluluğunun bertaraf edilmesinde salt “taktiksel ittifak” olarak kalmayıp, ileride stratejik bir ittifaka dönüşme riskini neden görmediğidir? Ya Rusya’ya kaptırmayacak kadar Türkiye üzerinde nüfuz sahibi olduğunu düşünüyor, ya da Türkiye ve Rusya arasında böyle bir ittifak oluşana kadar Batı içi yeni güç dağılımda Türkiye üzerindeki nüfuzuna “Rusya tehlikesini" işaret ederek” diğer Batılı partnerlerini razı etmeyi hedefliyor olabilir! 
Dış politika açısından bu eylemin bir diğer örtülü yansıması ise Türkiye’nin Feridun Sinirlioğlu & Ahmet Davutoğlu döneminde ABD-İsrail çizgisinde izlenen Suriye politikasının çökmesi ve Ankara’nın Moskova–Tahran hattına yakınlaşmasının desteklenmesidir. Son olarak belirtmek gerekir ki Türkiye’de rutinleşen terör eylemleri üzerine yabancı bir ülke büyükelçisinin Ankara’nın göbeğinde, üstelik bir polisimiz tarafından öldürülmesi maalesef uluslararası kamuoyunda  büyük güvenlik zafiyeti içerisinde olan bir ülke görüntüsünü pekiştirmiştir.  
2.2. Türkiye İç Politikası Açısından Değerlendirme
Tamamen Batılı güçlerin çıkarlarına hizmet eden 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında Türkiye’de psikolojik, siyasi, ekonomik ve güvenlik alanında yaşanılan gelişmeler esasında ülkemize yönelik Batılı güçlerce yürütülmekte olan Karma (hybrid) savaşın birer parçaları olup, Büyükelçi Karlov suikastını da bilmediğimiz ve hazırlıksız yakalandığımız bu yeni tip savaşla ilişkilendirmekte fayda vardır. Aslında 15 Temmuz sürecini, 2003 yılındaki Irak işgaliyle birlikte ABD tarafından başlatılan Karma (hybrid) savaş kapsamında FETÖ taşeron olarak kullanılarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nde büyük çaplı tasfiye operasyonları yapılarak Türkiye’nin “sert gücünün” kontrol altına alınmasına bağlamak daha doğru olur. Nitekim ABD öncülüğündeki Batılı güçler FETÖ vasıtasıyla ülkeyi bugünkü krizvari ortama sokmayı başarmışlardır. Böylelikle Türkiye, tıpkı 1952 yılında NATO’ya girişinden sonra ortalama 10 yılda bir yaşadığı krizlere benzer şekilde sinerjisini içeride tüketen bir ülke konumuna düşmüştür. Son Karlov suikastında tetikçi olarak Ankara Çevik Kuvvet Müdürlüğü'nde görevli bir polis memuru olan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seyahatlerinde görev aldığı anlaşılan Mevlüt Mert Altıntaş’ın seçilmesinde, siyasal erk ile kamu kurumları arasındaki güvensizliği artırma ve bizzat Erdoğan’ı psikolojik olarak sürekli öldürülme korkusuyla gerilimde tutma amacının güdüldüğü açıktır. Böylece 15 Temmuz darbe girişimden bu yana “FETÖcüler” hala devlette algısı canlı tutularak siyasal erk üzerinde baskı kurulmakta ve yanlış kararlar almaya itilmektedir. Böylesine çok boyutlu ve sistemli bir saldırı karşısında soğukkanlı ve stratejik devlet aklıyla hareket edilmesi engellenerek siyasal erkin süreci yeterince doğru yönetememesi ve bunun sonucunda oluşan çeşitli mağduriyetler nedeniyle toplumsal huzursuzlukların körüklenmesi istenmektedir. Ekonomideki durağanlık, kur artışları, terör olayları ve Karlov suikastı gibi planlı eylemler Karma (hybrid) savaş konseptinde "kontrollü kriz" stratejisi olup, “ülke yönetilemiyor” algısı işlenmekte ve yeni bir siyasal tasarıma geçiş hedeflenmektedir. Görünen o ki 15 Temmuz darbe girişimini FETÖ taşeronluğuyla beceremeyen ABD’nin hatalarını iyi değerlendiren Karlov suikastındaki “istihbari akıl” Türk iç politikasında özelde Erdoğan’ı, genelde ise “siyasal İslam’ı” tasfiye etmek için bir süredir sabırla ortam hazırlamaktadır.
Karlov suikastının kuşkusuz FETÖ’ye de yansımaları olacaktır. Anlaşılan bahse konu “istihbari akıl” ABD güdümündeki FETÖ’yü tasfiye ederek kendi güdümünde yeni ve muhtemelen daha küçük ölçekli başka bir formata dönüştürmeyi planlamaktadır. Türkiye’nin FETÖ ile yurtdışında, özellikle eski Sovyet coğrafyasında mücadelede yetersiz kaldığını / kalacağını gören bu güç odağı son Karlov suikastı üzerinden bir taraftan Rusya’nın da sınırları dışında FETÖ karşıtı bir politika gütmesini sağlamayı, diğer taraftan FETÖ’nün yaşam alanını artık sadece Batı coğrafyası olarak sınırlamayı amaçladığı akla gelmektedir. Rusya’nın FETÖ karşıtı bir dış politika izlemesi Türkiye’nin bu terör örgütüyle uluslararası arenada mücadelesini güçlendirecektir. Öte yandan, Batıda yüksek eğitimli kişilerden oluşacak FETÖ diasporasını Türkiye’ye karşı hangi hedeflerde kullanmayı planladığı ise Ankara açısından şimdiden üzerinde çokça düşünülmesi gereken bir başka hayati konudur.
Sonuç
Geçmişi Soğuk Savaş dönemine dayanan ve bir Amerikan projesi olan FETÖ bir süredir sadece  ABD çıkarlarına hizmet etmeyen ve kontrolden çıkan bir örgüte dönüşmüştür. Son Karlov süikastını El Nusra'nın üstlendiği gibi birkaç gündür yaratılmaya çalışılan algının altında "ihalenin" kendisinde kalacağından endişe eden ABD korkusunu görmek mümkündür. Nitekim Rus Devleti yapacağı kapsamlı analiz sonucunda büyükelçisinin intikamını, eylemin arkasında gördüğü güç odağından mutlaka alacaktır! Fetullah Gülen'in sapkın şizofrenik kişiliği ile örgüt üyelerinin dinsel dogmaya dayalı mutlak itaatçi profili ve sahip oldukları örgütlü güç Karlov suikastı gibi eylemler için  FETÖ'yü fevkalade elverişli kılmaktadır ki başka bir "istihbari akıl" bunu çoktan fark etmiş görünmektedir. ABD başka büyük krizlerin içerisinde kendisini bulmak istemiyorsa en kısa sürede örgüt lideri Gülen'den kurtulmalı ve FETÖ'yü lağv etmelidir. 
Ferit TEMUR, USBED
Avrasya Uzmanı
24.12.2016 - Hit : 1222


  • Bizi Facebook'ta Bulun


 
Tum Haklari Saklidir - 2013 © USBED | Editor alioztarsu