Fri, 22 Sep 2017
| Strategic Outlook Strategic Outlook  |  Uzmanlar  |  Hakkimizda  |  Yönetim Kurulu  |  Danışman Grubu  |  Dost Siteler  |  İletişim
 

DAĞıLMA SÜRECINDEKI AB TÜRKIYEYE MUHTAÇTıR

Dağılma Sürecindeki AB Türkiyeye Muhtaçtır
Başbakan Binali Yıldırım, AB'ye Türkiye ve Türkiye'nin düşmanları arasında seçim yapma çağrısında bulundu. Yıldırım “AB, Türkiye ile mi yola devam edecek, yoksa Türkiye düşmanlarıyla mı devam edecek ona karar versin. Bu ülke ne Avrupa, ne başka bir millet. Hiçbiri ülkeden talimat almaz. Bizim talimat alacağımız tek kaynağımız aziz milletimizdir” diye AB seslendi. 
Bunun yanı sıra Başbakan, "FETÖ'ye kucak açanlar, terörist başının posterlerini asanlar Türkiye'ye ayar vermeye çalışamazlar. AB önce teröristlerin ağzından konuşmayı bıraksın" ifadelerini kullandı. 
1) Öncelikle Başbakanın AB'ye olan sert tepkisi ile ilgili görüşlerinizi almak isterim. Bu çağrı AB tarafından nasıl değerlendirilecektir? Trump'ın ABD  Başkanı seçilmesinden sonra AB, enerji koridoru olması açısından ayrı bir önem taşıyan Türkiye ile ilişkilerin düzelmesi için hangi adımları atacaktır?    
Türkiye ile AB arasındaki kriz aslında yeni gelişen bir hadise değildir. Özellikle 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında AB tarafından herhangi bir tepkinin gelmemesi ve neredeyse darbe girişimini destekler açıklamalar yapılması, Türkiye tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Ayrıca Mülteci krizi de bu gerilimin ana nedenlerinden birisi olarak gösterilebilir. Türkiye'ye söz verilen ama yerine getirilmeyen vizesiz seyahat özgürlüğü ve AB'nin imzalanan Mülteci anlaşmasına uymaması gibi nedenlerde AB ile olan krizin ana nedenleri olarak sayılabilir.
15 Temmuz'da yaşanan darbe girişimi ile beraber bu girişimini ya da diğer terör örgütlerini destekleyen ve onlara malzeme veren gazeteciler ve bunların AB ülkelerine kaçması ve özellikle de Almanya tarafından bunların korunması ve bu suçluların Türkiye'ye iade edilmemesi de krizin nedenleri arasında gösterilebilir. Türkiye'de gerek Başbakana gerekse Cumhurbaşkanı'na saygısızca hareket eden fakat Almanya'da Cumhurbaşkanı karşısında el pençe divan duran insanlar üzerinden yaratılan gerilim ve diğer terör örgütleri mensupları ile verilen pozlar ve samimi görüntüler Türkiye'nin AB'ye olan güvenini ve inancını kaybetmesine neden olmaktadır.
Sayın Cumhurbaşkanı'nın AB konusunu yıl sonu itibariyle halka soracağız açıklaması da Türkiye nezdinde AB'nin Türkiye açısından fazla öneminin kalmadığını ve artık bu kuruma olan ihtiyacın azaldığını ya da hiç kalmadığını göstermektedir. Gerçekten tarihsel sürece baktığımız zaman 1963 yılında imzalanan Ortaklık anlaşması ve 1987 yılında imzalanan tam üyelik anlaşmasının üzerinden yıllar geçmesine rağmen Türkiye'yi Gümrük Birliği'ne alarak ve onun üzerinden sizin tam üye olmanızı sağlayacağız gibi suni cümleler kurulmasına rağmen hala Türkiye AB'nin gözünde tam üyelik yolunda değildir ve AB'nin yaratmış olduğu bu ikilem ve hem siyasi hem de ekonomik yönden batık ülkelerin bu birliğe üye olmasına rağmen Türkiye'nin hala alınmamış olması AB'nin önemini Türkiye açısından daha da azaltmaktadır. Açıkça ben Sayın Cumhurbaşkanı'nın halka soracağız açıklamasına katılıyorum ve bu işin bir an önce bitirilmesi görüşündeyim. Zaten AB içerisinde kriz bulunmakta hatta İtalya Başbakanı da kendi resmi odasındaki AB bayraklarını kaldırarak bu krizin daha da derinleştiğini göstermektedir. AB'nin açıkçası fazla ömrünün kaldığını düşünmemekteyim ve yakın zamanda diğer üyelerden de buna benzer hareketlerin geleceğini düşünüyorum.
Sorunuzun tam cevabına gelecek olursam AB'nin iki yüzlü hareketleri nedeniyle ben çok fazla gelişme olacağını düşünmüyorum. AB'nin öncelikle kendi çıkarlarını düşünmektense Türkiye karşıtı faaliyetlerini arttırması kendi zararınadır ve bir an önce Türkiye ile olan ilişkilerini düzeltmek zorundadır. Bilindiği üzere AB ülkeleri enerjiye bağımlıdır ve bu enerji ihtiyacına ulaşabilmek içinde Türkiye'ye muhtaç konumdadırlar. Ayrıca Mülteci konusunda da AB ülkelerinin Türkiye'nin yardımına ihtiyaçları vardır, çünkü Türkiye ile bu yönde anlaşma imzalamaları da kendilerinin nasıl bir kriz içerisinde olduğunu göstermektedir. İnsan haklarına saygı temeli üzerine kurulu olan bir Birliğin insan haklarını hiçe sayarak böyle bir işin içine girmesi nasıl bir krizde ve ikilemde olduklarını göstermektedir. 
2) Başbakan Binali Yıldırım 5-6 Aralık tarihlerinde Rusya'nın başkenti Moskova'ya ziyarette bulunacak ve bir dizi temasta bulunacak. Bu ziyaret iki ülke ilişkileri açısından ne gibi avantajlar sağlayacaktır? Hangi konularda anlaşmaya varılacak ve bu ziyaret iki ülke arasındaki ilişkilerin daha da iyileşmesi için nasıl bir önem taşıyor?
Türkiye ile Rusya arasında Haziran arasında başlayan ilişkilerin düzelmesi yönündeki eğilim 15 Temmuz sonrası daha da zirve yapmış ve iki ülke arasındaki ilişkiler giderek istenilen seviyeye getirilmeye çalışılmıştır. Bu ziyaretlerin Türkiye ile AB ve özellikle de Almanya ile yaşanan krize denk gelmesi Türkiye'nin uluslar arası ilişkileri ve siyaseti daha mükemmel bir şekilde yorumladığını ve Amerika içinde mütekabiliyet gereği yapılan açıklama Türkiye'nin artık bu ülkelere bağlı olmadığını göstermektedir. Kısa süreler içerisinde hem askeri hem de siyasi anlamda yaşanan bu gelişmeler kendisini daha farklı alanlarda da gösterecektir ve inanıyorum ki Suriye konusu da Türkiye ve Rusya'nın inisiyatifiyle düzeltilecektir. Bu ziyaretler iki ülke arasında sorun olan veya anlaşmazlık bulunan konuların giderilmesi için önemlidir ve ayrıca Batı'ya verilmiş bir mesajdır. Bu süreçten sonra Batı'nın vereceği tepkiler ve bu tepkilere verilecek anlık mesajlar önemlidir.
Mehmet Emin Erendor, Analist, USBED
Vefa Fereç Röportajı 
23.11.2016 - Hit : 761


  • Bizi Facebook'ta Bulun


 
Tum Haklari Saklidir - 2013 © USBED | Editor alioztarsu