Wed, 20 Feb 2019
| Strategic Outlook Strategic Outlook  |  Uzmanlar  |  Hakkimizda  |  Yönetim Kurulu  |  Danışman Grubu  |  Dost Siteler  |  İletişim
 

AKP DÖNEMI TÜRKIYE’NIN DıŞ POLITIKASıNDA YUMUŞAK GÜCÜN YÜKSELIŞI VE DÜŞÜŞÜ: MÜSLÜMAN DÜNYASıNDA “TÜRKIYE MODELI”NIN YÜKSELIŞI VE DÜŞÜŞÜ

AKP Dönemi Türkiye’nin Dış Politikasında Yumuşak Gücün Yükselişi ve Düşüşü: Müslüman Dünyasında “Türkiye Modeli”nin Yükselişi ve Düşüşü
Kitap: AKP Dönemi Türkiye’nin Dış Politikasında Yumuşak Gücün Yükselişi ve Düşüşü: Müslüman Dünyasında “Türkiye Modeli”nin Yükselişi ve Düşüşü, Lambert Academic Publishing, 23 Şubat, 2016, ISBN: 978-3659853401.
Yazar: Muharrem EKSİ
Muharrem EKSİ yazmış olduğu kitabında AK Parti döneminde yaşanan Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasındaki değişimleri incelemekle Türkiye Cumhuriyeti’nin “yumuşak güç” politikasına yöneldiğini ve başlattığı bu politikanın Ortadoğu’daki “hard power”e dönüştüğünü anlatmaktadır.
AK Parti, Türk dış politikasında pragmatik politika geliştirmeye yönelmiştir. AK Partinin hükümete gelmesi, 90 yıllık Türk dış politikası geleneğinde bir nevi değişimleri ve dönüşümleri de beraberinde getirmiştir. Yaşanan değişimlerin temelinde Türkiye’nin kendi insiyatifi ile yürürlüğe koymuş olduğu pragmatik dış politika düşüncesi yatmaktadır. Dış politikasının pragmatikleşitirilmesi TİKA, YTB, Diyanet İşleri Başkanlığı, Yunus Emre Enstitüsü gibi devlet kurumlarının aktif şekilde çalıştırılmaları ile vuku bulmuş durumdadır.
Kitapta kapsamlı ele alınan konu da Türkiye’nin Ortadoğu ülkelerine yönelik uygulamaya koyduğu politikaları olmuştur. Çünkü, AK Parti dönemi ile Arap ülkelerine yönelik Türkiye’nin siyaseti yeni bir sayfada yazılmaya başlanmıştır. Sadece Batı’ya olan bağlılık terkedilmiş, artık bölgedeki ülkeler ile ilişkiler inşaa edilmeye başlanmıştır.
AK Parti yönetici elitlerinin geldikleri siyasi çevre Türkiye’nin dış politikalarındaki değişikliklerin en önemli temel nedenlerinden biri olduğu da unutulmamalıdır.
AK Parti hükümetinin dünya politikası ve Ortadoğu politikalarının şekillenmesinde 11 Eylül terör olayları etkili olmuştur. ABD’de yaşanan terör saldırılarından sonra “İslami terörü”, “siyasal İslam”, “uygarlıkların çatışması”, “İslam ve Hrıstiyanlığın çatışması”, Batı ve Doğu’nun çatışması” gibi söylemler siyasi tartışma ve krizlerin merkezinde yer almaya ve dünya gündeminin odak noktası haline gelmeye başlamıştır. Tam da bu dönemde AK Parti hükümetlerii Türkiye’nin dış politikasını şekillendirmeye başlamıştır. Bu bağlamda dünya ülkeleri ve Türkiye tarafından  Ortadoğu politikalarının şekillenmesinde önemli adımlar atılmıştır. Özellikle ABD’nin “Büyük Ortadoğu Projesi”nin bir parçası olan Türkiye bölgesel gelişmelerden kendini uzaklaştıramazdı. Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisinin BOP’nin eşbaşkanı olduğunu aleni bir şekilde duyurması Türkiye’nin Ortadoğu’ya odaklanmakta olduğunun bir göstergesi olmuştur.
Bu çalışmada önemli vurguların biri de Türkiye’nin dış politikasının “İslamlaştırıldığı”, hatta “Sunnileştirildiği” nin üzerine yapılmıştır. Diğer bir tartışma da Türkiye’de hükümete AK Partinin gelmesi ile, karar alıcıları, özellikle Davutoğlu gibi fikir insanları Türkiye’nin kültürel geçmişinin Ortadoğu politikalarını kimlik, İslam zemininde yürütülmesinin uygun olduğunu savunmuşlardır.
Ortadoğu’ya yönelik politikasında Türkiye kimlik üzerinden hareket ederek, özellikle İslam kimliğini kullanarak, bazı söylemleri tekrarlayarak kendine alan bulma çabalarına girişmiştir. 
AK Partinin hükümete gelmesi ile Türkiye’nin dış politikasında “yumuşak güç”e çok önem verilmeye başlanmıştır. Türkiye’nin dış politikasında “yumuşak güç”ü önemseyenlerin geldikleri ekol de önem taşımaktadır. AK Parti yönetici elitlerinin belli çoğunluğu Milli Görüş hareketinden gelmektedirler. Bu hareketten alınan dünya görüşü mayası karar almalarında da etkikli olmuştur. Fakat, bazı yönlerde “öğrenciler” ve “hocalar” arasında anlaşmazlıklar da yaşanmamış değildir. Bu anlaşmazlıklara son veren söyolem de “Milli Görüş gömleğinin çıkartılması” olmuştur. Bu gömleği çıkartanlar dünyaya liberalizmi, kapitalizmi, seküler yapıya sahip müslüman devlet sistemlerini desteklediklerinin mesajını vermişlerdir. 
Bu kitapta Türkiye’nin dış politikasında yaşanan üç önemli dönemden bahsedilmektedir. Birinci dönem ise, 2003-2011 aralığında Türkiye’nin dış politikasında önemli değişimlerin yaşanmasıyla beraber, “yumuşak güç” politikasının uygulanmasında ciddi adımlar atılmıştır. Ancak, 2011 sonrası dönemde ise Türkiye’nin uygulamaya koyduğu “soft power” “hard power”e dönüşmüştür. Bu durum Arap Baharı’nın cerayan etmesi ile başlayarak, Suriye’de yaşanan iç krizde doruk noktalara ulaşmıştır. İkinci dönem ise, AK Parti hükümetinin “yumuşak güç” politikası ile Ortadoğu’da bir “model ülke” olma arzularının taşıdığı ve “yumuşak güç”ü de ciddiyetle kullandığı olmuştur. Model ülke olma arzuları ile sadece Ortadoğu ülkelerine değil, tüm İslam ve Müslüman coğrafyalarına lider olma isteğini taşımıştır. Üçüncü dönem de, AK Parti hükümetinin bazı söylemleriyle, kamu diplomasisiyle ülkenin dış politikasına şekil vermesi olmuştur. Dolayısyla, kimlik üzerinden yapılan politika, bazen de kamu diplomasisi gibi unsurları kullanarak “yumuşak güç”ünü oluşturmak ve bölge üzerinde model ve lider ülke konumuna ulaşmak olmuştur.
“Yumşak güç” boyutunda Türkiye bazı devlet kurumlarını kurarak etki alanını genişletmeye çalışmaktadır. Dolayısıyla, AK Parti hükümetleri, türk dış politikasına günümüzde aktif şekilde faaliyet gösteren “yumuşak güç” araçları olan TİKA, YTB, YEE, Kamu Diplomasisi gibi kurumları eklemiştir.
Yazar kitabında “yumuşak güç” ve “kamu diplomasi” gibi tartışmalara yer vermektedir. Uluslararası İlişkiler’de isimi geçen önemli yazarların çalışmalarından bahseden yazar “yumuşak güç”ün oluşturulabilmesi için “kamu diplomasi”ne ihtiyacın olduğunu savunmaktadır. Başarılı bir kamu diplomasisi sonucunda “yumuşak güç”ün elde edilebileceği vurgulanmaktadır. Bu bağlamda Türkiye de kamu diplomasisine öncelik vererek “yumuşak güç”e ulaşmaya çalışmaktadır.
Türkiye kendi “yumuşak güç”ünü oluşturmaya çalışırken, bazı söylemleri de üretmiştir. Örneğin, Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanı olmasıyla Türkiye’nin dış politikasını uygulamada önemli söylemler de kullanılmaya başlanmıştır. Söylemlerin arasında “Komşularla sıfır sorun”un yeri de komşu ülkeler ve Ortadoğu ülkelerine yönelik geliştirilecek olan dış politikada öncelikli olarak kullanılmıştır. Hatta, Davutoğlu’nun Bakanlık döneminde Dışişleri Bakanlığı’nda bir nevi yeni bölümler açılmıştır.
Bu bölümlerin dışında bahsettiğimiz gibi TİKA, YTB, YEE ve Kamu Diplomasi gibi kurumlar devletin dış politikasını şekillendirmede kullanılmaktadır.
Dış politika yapımında AK Parti karar alıcı elitleri bazı söylemlere önem vermişlerdir ve  kullanmışlardır. Bunlar: “köprü değil, merkez ülke”, “akil ülke”, “donor ülke”, “bölgesel güç”, “global güç ve global aktör”, “çok yönlü siyaset”, “sıfır sorun”, “stratejik derinlik”, “daimi diplomasi”, “vizyoner dış politika” gibi söylemler Türkiye’nin dış politikasının yönünü değiştirmiştir.
Dolayısıyla, Türkye’nin dış politikasını belirleyenler ve akademisyenlerin tartışmakta oldukları konular dış politikanın sınırları ile de alakalı olmaktadır. Bazı siyasteçi ve akademisyanler 1990’larda kullanıldığı gibi “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Kadar Türkler” söylemin yanı sıra “21. Yüzyıl Türklerin yüzyılı olacaktır” söylemlerine de başvurmuşlardır. “Çok yönlü siyaset” söylentilerinin siyasette sık sık kullanılmaya başlaması Türkiye’nin dış politikasında “eksen kayma” tartışmalarına yol açmıştır. Bu tartışmaların arkasında Türkiye’nin Batı’dan ve ABD’den bağımsız dış politika izlemekte olduğu endişe verici olarak gözükmekteydi. 
“Akil ülke” siyasi söylemiye Türk siyasetçileri bölgede istikrar ve güvenliği Türkiye’nin inşaa edebileceğini vurgulamışlardır. Bunun yanı sıra “Türkiye’nin tarihi en güzel okuyan ülke olarak” da savunmuşlardır. “Donor ülke” söyleminde TİKA ve Kızılay gibi kurumlar dış politikanın en belli başlı kurumlarından olmuştur.
Türkiye’nin dış politikasındaki dönüşümlerin başında Ortadoğu ve Arap ülkeleri ile geliştirilmeye çalışılan ilişkilerin yanı sıra Afrika ülkeleri ile geliştirilecek ilişkilere ciddi önem verilmesi olmuştur. Bu coğrafyalarla ilişkilerin geliştirilmesi bazı ülkelerece “Osmanlı dönüyor mu?” gibi soruların tedirgin bir şekilde sorulmasına neden olmuştur. Yöneldiği bu dış politika girişimleri ile Türkiye Ortadoğusuz bir Türkiye’nin olamayacağını veya Türkiye olmadan Ortadoğu’nun olamayacağını vurgulamışlardır. Bu şekilde Türkiye’nin Ortadoğu işlerine karışabileceği mesajları verilmiştir.
Gerçekten de AK Parti hükümeti döneminde Ortadoğu ve Arap ülkeleri ile ilişkiler stratejik ortaklık işbirliklerine kadar uzanmıştır. Bazen de bu ülkeler ile işbirliği vurgulanırken Türkiye’nin ticaret için uygun ülke olduğu da vurgulanmıştır ve ekonomik, ticari ilişkiler artmıştır. Bu gelişmeler Ortadoğu ve Afrika ülkelerine yapılan ihracat yüzdelerinin artması ile görülmüştür.
AK Parti hükümetinin diğer bir önemli girişimlerinden biri de “Ermeni soykırımı” sorunu üzerinde Ermenilerle başlatılan diplomasi olmuştur. Bu bağlamda AK Parti hükümeti diasporalarla çalışmak, onlarla fikir alışverişinde bulunma ihtiyacı hissetmişlerdir. Aradaki sorunları çözme maksadıyla hem içerideki hem de dışardaki Ermenilerle gödüşmelere gitmişlerdir.
Türkiye’nin uygulamaya koyduğu diğer bir dış politikası da başkaların iddia ettikleri “uygarlıkların çatışması”na anti-tez olarak “uygarlıklar çatışmaz, harmanlaşır” tezi çerçevesinde Osmanlı’nın hakim olduğu eski coğrafyalara açılmışlardır. Uygarlıkların harmanlanması iddiaları üzerinde Türkiye BM ile de önemli çalışmalara imza atmışlardır.
Ortadoğu’ya yönelik uyguladığı dış politikasında Türkiye kimlik-imajı politikasını kullanmıştır. Müslümanlık ve İslam üzerinden yapılan siyasetle Türkiye kendine Ortadoğu’da alan bulma arzusunda olmuştur. Bunun için kültürel bağlar dile getirilerek amaçlanan politika desteklenmiştir. Tabii ki Ortadoğu ile ilişkilerin geliştirilmesinde yönetici elitlerin geçmişleri de önem arzetmektedir. Bu bağlamda yönetici elitlerin çoğu kısımı Milli Görüş Hareketi’nden ve İmam Hatip Okulların’da gelmektedirler. Bu ekolden gelen yöneticiler özellikle müslüman topluluklara yönelik ilişkilerinde kimliklerinden esinlenmişlerdir.
Ortadoğu’daki Türkiye’nin imajı 2003 1 Mart Tezkeresi’nin TBMM tarafından onaylanmamasından sonra olumlu anlamda değişmiştir, prestij kazanmıştır. ABD’nin bölgedeki ajanı olarak bilinen Türkiye’nin imajı Ortadoğu ve Arap ülkeleri tarafından olumlu anlamda değişmiştir, hatta, daha sonradan bu ülkelerce stratejik ortaklık anlaşmaların yapılması teklifleri sunulmuştur. Davos’taki “One Minute” ve “Mavi Marmara” olayları Türkiye’nin dış politikasının İslamlaştığı tartışmalarının başlangıcı olmuştur. Bu gelişmeler yaşanırken Türkiye bölge ülkelerine yönelik “yumuşak güç” alanını genişletme girişimini başlatmıştır. Bir de eksen kayması tartışması sık sık yapılmaya başlanmıştır. “Türkiye İslamlaşıyor mu?”  soruları tartışmanın ana sorularında biri olmuştur. Bu tartışmalrın zemininde Türkiye’nin bölgesel politikayı ABD’den bağımsız, kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye başlaması olmuştur. Doğal olarak, ABD Türkiye’ye  bölgesel politika geliştirmesi için desteğini azaltmıştır.
Yazar bu kitabında Türkiye’nin Arap Baharı dönemi  ile “soft-power” politikasından “hard-power” e geçtiğini savunmaktadır. Mısır hükümeti, İsrail hükümeti ve Suriye hükümeti ile olan sorunlar Türkiye’ye bölgede “hard-power”e dayalı politika izlemeyi tercih etme zorunluluğunu getirmiştir. Hatta, Türkiye’nin bölgede sunnileştirme politikasına yöneldiği Mısır’daki İhvan-i Muslim’e, Suriye’de ise sunni kesimlere ve Filistin sorununda ise Arap Filistin halkınan verdiği destekten dolayı düşünülmüştür. 
Yazar Türkiye’nin Suriye krizi ve Arap Baharı’ndan dolayı “hard-power” siyasetine yönelmek zorunda kaldığını iddia etmekte ise de devlet kurumu olmayan STK ‘lar “soft-power” boyutunda dış politikayı hala etkilemektedirler. Türkiye Ortadoğu’daki krizlerde bazı Arap devletlerince desteklenmekte ve haklı görülmekte ise uyguladığı “yumuşak güç” politikalarının meyvesi olarak görülebilir. (Kendi görüşüm)
Kubangazy Bugubaev, Analist, USBED
20.3.2016 - Hit : 1848


  • Bizi Facebook'ta Bulun


 
Tum Haklari Saklidir - 2013 © USBED | Editor alioztarsu