Wed, 16 Aug 2017
| Strategic Outlook Strategic Outlook  |  Uzmanlar  |  Hakkimizda  |  Yönetim Kurulu  |  Danışman Grubu  |  Dost Siteler  |  İletişim
 

BARıŞ SÜRECI ÜZERINE SASAM BAŞKANı SÜLEYMAN ERDEM ILE RÖPORTAJ

Barış Süreci Üzerine SASAM Başkanı Süleyman Erdem ile Röportaj
Hocam değerli vaktinizi ayırarak bu görüşmeyi kabul ettiğiniz için öncellikle teşekkür ederim. Size hem Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi (SASAM) hem de SASAM’ın son Güneydoğu Gezisi hakkında sorular sormak istiyorum.
İlk olarak, SASAM hakkında bilgi verebilir misiniz? Diğer düşünce kuruluşlarından farklarının olduğunu düşünüyorum. Siz bu konuda neler dersiniz?
Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi (SASAM), 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bağımsız bir düşünce kuruluşudur. SASAM olarak amacımız; ülkemizin yetişmiş insan gücünü hiçbir siyasi, etnik, dini, mezhepsel ve ideolojik ayırıma tutmaksızın, asgari müşterekimiz olan milli menfaatler temelinde bir araya getirmek, insan gücümüzün daha iyi yetişmesine vesile olmak, ülkemizin dünya siyasetinde hak ettiği ağırlığa kavuşması için düşünce ve politika geliştirmektir. 
Merkezimiz; kamu kurumlarında, üniversitelerde ve özel sektörde görev yapan ve pek çoğu aynı zamanda akademik kariyerlerine devam eden gönüllü genç uzmanlar tarafından kurulmuştur ve gönüllü olarak katkı sunmak isteyen herkese açıktır. Bu yönüyle Türkiye’deki diğer düşünce kuruluşlarından farklılık arz etmektedir. Malumunuz, düşünce kuruluşlarında genellikle akademisyenler görev alırlar. SASAM’da ise kamu kurumlarında veya özel sektörde çalışan, yani sahada bulunan ve pratiğin içinden gelen ama aynı zamanda akademik olarak da mesafe kat eden uzmanlar görev almaktadır. Uzmanlarımız, pratik tecrübelerini teori ile harmanlayarak daha uygulanabilir politikalar geliştirebilmektedirler. Bu yönüyle SASAM, Türkiye’de bir örneği daha bulunmayan bir düşünce kuruluşudur. 
SASAM’ı diğer düşünce kuruluşlarından ayıran diğer bir özellik ise, uzmanlarının ve temsilcilerinin gönüllü olarak katkı sunmalarıdır. SASAM’ın kadrolu uzmanı yoktur. 
SASAM ayrıca, merkezimizin bulunduğu Ankara dışında, yerel sorunlara ilişkin politika önerileri geliştirmek ve bu illerde eğitim gören üniversite öğrencilerinin gelişimine katkı sağlamak amacıyla diğer tüm illerimizde şube kurmayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda İstanbul, İzmir ve Kayseri’de temsilcilikler oluşturulmuştur. Yine Merkezimiz, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına ilişkin politika önerileri geliştirmek, gerektiğinde Türkiye adına lobi faaliyetlerinde bulunmak ve faaliyette olduğu ülkenin siyasi, sosyal ve ekonomik yönlerine ilişkin Türkiye’de bilgi birikimi oluşturmak amacıyla, dünya siyasetinde ağırlığı olan tüm ülkelerde şube ve/veya temsilcilik oluşturmayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda ABD,  İngiltere, Fransa ve Kırgızistan’da temsilcilerimiz bulunmaktadır. Zaman içerisinde temsilciliklerimizi şubeye dönüştürmeyi ve diğer illerimiz ve ülkelerde de şube oluşturmayı hedeflemekteyiz.
Bu sorunuzla ilgili son olarak Merkezimizin ismine değinmek istiyorum. Genellikle “Sahipkıran nedir?, Niçin böyle bilinmeyen bir ismi tercih ettiniz?” gibi sorularla karşılaşıyoruz. Sahipkıran; Müşteri ve Zühre yıldızlarının aynı hizada oldukları zamanda doğan kişilere atfedilen bir sıfattır. Bu kişilerin cihangir olacaklarına inanılır. Cengiz, Timur, Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman gibi hükümdarların bu sıfatı kullandıkları bilinmektedir. Biz de Türkiye’nin süper bir güç olma potansiyelini taşıdığına ve sahip olduğumuz kaynakların verimli kullanılması durumunda bu potansiyelin fiiliyata dönüşeceğine inandığımız için, Türkiye’nin süper bir güç olmasına yönelik idealimizi yansıtması amacıyla Merkezimizin adını Sahipkıran olarak isimlendirdik.
Bu minvalde, SASAM Güneydoğu Gezisi birçok projeye göre önemli bir farklılık gösteriyor. Gezinin sizler açısından önemi neydi? Gezi sırasında unutamadığınız bir anıyı bizlerle paylaşabilir misiniz?
Güneydoğu Çalışma ve Gezi Programı, SASAM’ın pratik ile teoriyi harmanlayarak politika geliştirme misyonunun somut bir örneğidir. Çözüm sürecine ilişkin uzman sıfatıyla basına demeç veren veya yazıp çizen pek çok kişinin, bölgeyi yeterince bilmeden ve bölge halkıyla ve bölgenin ileri gelenleriyle görüşmeden, sadece masa başı çalışmalarıyla görüş belirttiği görülmektedir. Biz bu proje ile üniversite öğrencilerine, sahayı inceleyerek politika belirlemek gerektiğini, aksi takdirde geliştirilecek politikaların amaca hizmet etmeyeceği gerçeğini göstermeye çalıştık. Program kapsamında 10 gün boyunca 6 ilimizde farklı görüşlerden onlarca kurumu ve şahsı ziyaret edip, görüşlerini aldık. Öğrenciler, her kesimden görüşleri dinleyerek, doğru kanaatler geliştirme fırsatı buldular. Bu projenin, programa katılan öğrencilerin bundan sonraki çalışmaları için de bir örnek teşkil edeceğini düşünüyoruz.
Çözüm süreci olarak adlandırılan süreç, ülkemizin geleceği açısından hayati önemi haiz bir süreçtir. Bölge halkının Kürt sorunu olarak, resmi makamların da terör sorunu olarak tanımladığı sorun hakkaniyet esasına dayalı olarak çözüme kavuşturulduğu takdirde, bizim de idealimiz olan “Süper Güç Türkiye”ye emin adımlarla ilerleyebileceğimizi düşünüyorum. Sorun hakkaniyet temelli çözüme kavuşturulamazsa, ülkemiz açısından zor yıllar yaşanabileceğinden endişe ediyorum. Bu nedenle de geleceğimizin teminatı olan gençlerin, bu soruna ilişkin şimdiden kafa yormaları ve doğru kanaatler oluşturarak karar alıcı makamlara görüş ve önerilerini iletmeleri, bizim açımızdan çok önemliydi. Bize bu fırsatı verdiği için projemizi destekleyen İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığına teşekkürü bir borç bilirim.
Gezi sırasında unutamayacağım pek çok hadise yaşadık. Önyargılarımın pek çoğunun yanlış olduğunu gördüm. Bu bağlamda Şanlıurfa’da Dügerli Aşireti lideri Sayın Nihat YILDIRIM’ın söyledikleri, inandığım bazı hususları sorgulamama neden oldu. Urfa’nın merkeze bağlı köylerinde yerleşik ve terör sorununun ve PKK’nın baskısından nispeten uzak ve kendi ifadesiyle hep devletin yanında olmuş bir aşiretin lideri olarak, Şırnak’ta dahi duymadığımız bazı iddialarda bulundu. Batı kamuoyunda ve pek çok devlet yetkilisinde şu görüş hakimdir (program öncesinde ben de aynı kanaatteydim); “PKK, bölge halkına baskı yapmakta ve zorla HDP’ye oy verdirmektedir.” Bugüne kadar hep devletin yanında yer almış bir aşiretin lideri olan Nihat Bey ise bunun aksini iddia etti ve PKK’nın bölge halkına baskı yapmadığını, bilakis güvenlik güçlerinin HDP’ye oy vermek isteyen kırsal nüfusu üzerinde psikolojik baskı yaptığını ve halkı HDP dışında partilere oy vermeye zorladığını söyledi. Bu iddiasının kanıtı olarak da, HDP’nin şehir merkezlerinde kırsala oranla daha fazla oy aldığını gösterdi. Ona göre şayet PKK, kırsalda yaşayan halka baskı yapmış olsaydı, HDP kırsalda şehir merkezlerine oranla daha fazla oy alırdı. 
Barış Süreci dedik hocam, peki hem Başbakan’ın hem de Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Olması gerektiği gibi mi, yoksa süreç farklı bir yöne mi gidiyor?
Bu konuda sadece şunu söyleyeyim; başta Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Başbakanımızın söyledikleri olmak üzere siyasilerin ve devlet adamlarının tüm söylemlerinin, bölge halkı tarafından yakından takip edildiğini gördük. Hemen hemen her görüşmede, çözüm sürecinin çok hayati olduğu ve seçim sürecine kurban edilmemesi gerektiği yönünde kanaatler bildirildi. Bu konunun bu kadar sık vurgulanması, bölge halkında çözüm sürecinin seçimler nedeniyle akamete uğraması endişesinin oluştuğunu düşündürdü bize.
Aleviler hakkında da geziniz oldu. Bu açılım başlığı ikinci plana mı atıldı? Acaba verilen birkaç söz yerine getirilecek mi yoksa AB İlerleme Raporlarının baskısı ile mi hareket edeceğiz?
Programın son aşaması, Alevi açılımına ilişkin son durumu değerlendirmek üzere Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesi oldu. Program kapsamında Hacıbektaş İlçesi Belediye Başkanı Sayın Ali Rıza SELMANPAKOĞLU, bizleri kabul ederek sürece ilişkin görüşlerini bizlerle paylaştı ve ilçenin önemli mekanlarını kendi rehberliğinde bizlere gezdirdi. İlgi ve alakasından ötürü, kendisine teşekkürü bir borç bilirim. 
Alevi açılımı, son zamanlarda gündemde fazla bir yer teşkil etmiyor ama bu sorun da, yukarıda konuştuğumuz sorundan daha az önemde değil. Hem çözüm sürecinin, hem de Alevi açılımının, hakkaniyet temelli ele alınarak çözüme kavuşturulması gerektiğini düşünüyorum. AB veya başka bir gücün baskısı ve zorlamasından dolayı değil, hak edene hakkının verilmesi gayesiyle çözüm üretildiği takdirde, birlik ve beraberliğimizin pekişmesi ve kalıcı çözüme ulaşılması mümkün olacaktır.
Hocam hem Kürtler hem de Aleviler bağlamında sizce bu ve diğer problemleri tek bir çatı altında toplayacak olursak bu problemin adı sizce ne olabilir? Sizce problemleri sınıflandırarak yerinde mi adım atılıyor?
Yukarıdaki sorularda da değindiğimiz üzere, ülkemizdeki en büyük sorun, bence hakkın yerini bulması sorunudur. Sadece Kürtler ve Aleviler değil, bu milletin pek çok kesimi, çeşitli dönemlerde haksızlığa maruz kalmışlardır. Batı kamuoyunda şu tarz söylemleri sık sık duyarız; “İç Anadolu’nun veya Ege yöresinin pek çok köyüne, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki köylere giden hizmetler gitmemektedir.”, “80 darbesinden sonra Diyarbakır Cezaevi’nde Kürt vatandaşlarımız cefa gördüyse, Mamak Cezaevi’nde de Ülkücüler cefa gördüler”, “Bu ülkenin dindarları, son dönemlere kadar hep itilip kakıldılar”.  Bu tarz söylemleri çoğaltmak mümkündür. O halde bu tür sorunları, bugüne kadar yapılan haksızlıkların sona erdirilmesi ve haksızlık yapanların (hangi gerekçelerle yaparlarsa yapsınlar) hak ettikleri cezalara çarptırılması yöntemiyle çözmek mümkündür. Yani sorunuzda zikredilen problemleri, hakkaniyet sorunu şeklinde tek çatı altında toplamak mümkündür.
Son söz olarak okuyucularımıza neler söylemek istersiniz? 
Ülkemizin tüm sorunları, bu ülkenin her vatandaşının sorunudur. Farklılıklarımızı ön plana çıkarıp birbirimize kin beslemek yerine, müştereklerimizi ön plana çıkarıp sorunlarımızı birlikte çözmek, vatandaşlarımızın hayat standartlarını yükseltmek ve ülkemizi dünya siyasetinde güçlü bir ülke haline getirmek, hepimizin çıkarınadır. Bu şekilde ülkemizi dünya siyasetinde sözü geçer hale getirmek, dünyanın çeşitli bölgelerinde zulme maruz kalan tüm milletler için de en büyük umut kaynağı olacaktır. 
Tekrardan bizlere vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Umarım SASAM amaçlarına ulaşabilir. 
Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Süleyman Erdem kimdir?
1979 Balıkesir doğumludur. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünden lisans, Harvard Üniversitesi Kamu Politikaları Bölümünden yüksek lisans derecesi almıştır. Halen Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Enstitüsü’nde Uluslararası Güvenlik alanında doktora çalışmalarını yürütmektedir. Önemli bir kamu kurumunda Uzman olarak görev yapan ERDEM,  SASAM’ın kurucu başkanıdır. Evli ve üç çocuk babasıdır.

Şahin Keskin, Analist, USBED

08.05.2015 - Hit : 2310


  • Bizi Facebook'ta Bulun


 
Tum Haklari Saklidir - 2013 © USBED | Editor alioztarsu