Thu, 23 Nov 2017
| Strategic Outlook Strategic Outlook  |  Uzmanlar  |  Hakkimizda  |  Yönetim Kurulu  |  Danışman Grubu  |  Dost Siteler  |  İletişim
 

ABDNIN ORTADOĞU DA RıZA ILE KÜÇÜLME STRATEJISI ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞıNıN HABERCISI MI?

ABDnin Ortadoğu da Rıza ile Küçülme Stratejisi Üçüncü Dünya Savaşının Habercisi mi?
Vekâlet Savaşları kavramı Arap Baharı ile birlikte gündemde sıkça kullanılmaya ve duyulmaya başlanmıştır. Ortadoğu’da ki toplumsal hareketlerin “devrim” kavramı ile adlandırılacak önemli gelişmelere kapı aralamasının yanı sıra; Vekâlet Savaşları adını verebileceğimiz yeni bir istikrarsızlık unsurunun uluslararası politika ile birlikte anılmasına da sebep olduğu söylenebilir. Arap Baharı’nın “rejimlerin” dönüşmesini konu edindiği algısı çoğu kesimde olumlu bir algı bırakmakla birlikte; dönüştürme girişiminin başarısız olduğu ülkelerin ise başka ülkelerin oyun alanına dönüştüğü görülmektedir. Bu bağlamda Ortadoğu’da Vekâlet Savaşları denince akla ilk gelen devletlerin başında Suudi Arabistan ve İran gelmektedir. Öyle ki Vekalet Savaşları konusunda yapılacak literatür taramasında çoğunlukla Suudi Arabistan ve İran’ın ismi geçmektedir. 
Ortadoğu’da bölgesel çıkarları bağlamında iki ezeli düşmanın Vekâlet Savaşları ile en önemli amacı bölgesel ağırlığını arttırmaktır. Ortadoğu’da Suudi Arabistan ve İran’ın Vekâlet Savaşları yarışına girmesi ise ABD’nin 2011 yılında son askeri birliğini Irak’tan çekmesi ile hız kazanmıştır. İran’ın bölgedeki vekâletini Hizbullah Örgütü taşımaktadır. Hizbullah, IŞID’e karşı Irak Hükümeti ile birlikte hareket ederken Suriye’de ise ayrılıkçı örgütlere karşı Beşir Esad ile birlikte hareket etmektedir. Suudi  Arabistan ise bölgede El Nusra ile varlık göstermektedir. El Nusra örgütünün ideolojisi Vahabiliğe dayanmakla birlikte finansman kaynağının Suudi Arabistan olduğu iddia edilmektedir. 
Ortadoğu’da El Nusra, IŞID ve Hizbullah gibi radikal örgütlerin güçlenmesi ABD’nin Ortadoğu’da oyuna müdahale şeklini değiştirmiştir. ABD’de oynanan oyunun kuralına göre hareket etmiş, IŞID’e karşı mücadelede askerlerini Ortadoğu’ya tekrar göndermek yerine PYD’ye istihbarat desteği vererek Vekâlet Savaşları’nın önemli bir parçası olmuştur.  Rusya ise bu süreçte Beşir Esad iktidarına açıktan destek vererek ABD, Suudi Arabistan ve İran’ın aksine bölgedeki tercihini bir devletten tarafa kullanmış, Esad iktidarının arkasında olduğunu birçok kez vurgulamıştır.   Böyle bir ortamda Birleşmiş Milletler güvenlik zirvesinde Putin ve Obama birbirlerine çok sert mesaj vermiştir.
Masha Gessen,  New York Times gazetesinde yer alan makalesinde Putin ve Obama’nın Suriye konusunda düşüncelerine yer vermiştir. Gessen Rusya’nın IŞİD’e karşı Suriye’yi de içine alacak bir ittifaktan bahsetmesini çok ağır bir şekilde eleştirmiştir. Bu ittifak önerisine Rusya’nın İkinci Dünya Savaşı öncesinde Almanya’ya karşı ortak ittifak oluşturmadan önce Finlandiya ve Polonya’yı topraklarına kattığını belirterek, Rusya’nın önerisine şüpheli yaklaşmıştır. Gessen Rusya’nın yayılmacı emeller taşıdığını ima etmiştir. Gessen Ortadoğuda Vekâlet Savaşları ile başlayan sürecin yeni bir döneme kapı araladığı konusunda bizleri düşünmeye sevk etmektedir. 
Rusya’nın kendisinin hayat alanı olarak tanımladığı Gürcistan ve Ukrayna krizlerinden başarı ile çıkması Karadeniz’in bir Rus gölü haline gelmesine yardımcı olmuştur. Şimdi ise kendi yaşam alanından daha uzak ama Rusya’nın sıcak denizlere inme hayaline yakın bir bölgede varlık göstermeye başlamıştır. Obama’nın BM toplantısının akabinde Rusya’nın Suriye topraklarında bombalama girişiminde bulunması, ABD için yeni bir yol ayrımının yakın olduğunu göstermektedir. Ya ABD ilerleyen süreçte Suriye’de Vekalet Savaşlarına devam edecek ( PYD-YPG işbirliği) ya da bölgede askeri güçlerinin varlığını sağlayacak bir sürece kapı aralayacaktır. Aslında bu iki olasılık ABD’nin rıza ile küçüleceği veya küçülmeyeceği fikri ile yakından alakalıdır. Bu bağlamda tarihsel açıdan 20. Yüzyılın başında başat güç olan İngiltere kendisi ile güç yarışına giren Almanya’ya karşı belli bir dönem rıza gösterse de sonrasında rıza göstermemesi I.Dünya Savaşına sebep olmuştu. II. Dünya Savaşı’nda ise İngiltere’nin rıza ile küçülme politikası devam etmiş ile İngiltere Dış İşleri Bakanı’nı Chamberlen’in  Gessen’in belirttiği Salam Politikası 2. Dünya Savaşını önleyememiştir. Başka bir ifade ile Britanya’nın rıza ile küçülme politikası savaşın ortaya çıkmasını önleyememiştir. 
Suriye örneği tarihsel anlamda 1908 yılında yaşanan Bosna Bunalımına daha çok benzemektedir. Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun Bosna Hersek’i ilhak etmesi ile ortaya çıkmıştır. Bunun yanında Rus-Japon savaşında büyük bir yenilgi alan Rusya bölgede Sırpların milliyetçi duygularının harekete geçilerek Bosna Hersek’in kendi hakları olduğu fikrini Sırplara aşıladığı iddia edilebilir. Böylece Rusya dikkatini Asya-Pasifikten kendi sınırının güneyine kaydırmıştır.  Bu bağlamda Suriye krizi yeni bir üçüncü dünya savaşının provası olacak mı bize bunu zaman gösterecektir.  Bu bağlamda ABD’nin Ortadoğu’da çekilme kararı ile rıza ile küçülmeyi seçtiği söylenebilir. Öyle ki, Bosna Bunalımı I. Dünya Savaşından 7 yıl evvel gerçekleşmiştir.  Suriye krizi, dört beş yıl önce yaşanması muhtemel büyük bir savaş öncesi Rusya-ABD arasında yaşanan son gerilim olabilir. Öyle ki ABD’nin Akdeniz’in kontrolünü kaybetmeye rıza göstermeye daha meyilli olduğu iddia edilebilir. Bu bağlamda ABD’nin odak noktası Ortadoğu’dan daha çok Asya Pasifik olduğu söylenebilir. Japonya’nın Asya Pasifikte silahlanmasını sağlayacak yasayı çıkartması bu ihtimali kuvvetlendirdiği gibi ABD’nin Asya-Pasifikte meydana gelebilecek gerilimlerde rıza göstermeyeceği izlenimi vermektedir. 
Sonuç olarak Suriye’de Vekalet Savaşlarının ABD’nin rıza ile küçülme dönemini taçlandırdığı söylenebilir. Rusya Suriye’de konumunu daha da güçlendirmeye devam ederse, ABD’nin bu gelişmelere muhtemel tepkisi Vekalet Savaşlarının daha da derinleşmesi şeklinde olabilir. 
Yusuf Çınar, Analist, USBED
2.11.2015 - Hit : 2715


  • Bizi Facebook'ta Bulun


 
Tum Haklari Saklidir - 2013 © USBED | Editor alioztarsu