Wed, 16 Aug 2017
| Strategic Outlook Strategic Outlook  |  Uzmanlar  |  Hakkimizda  |  Yönetim Kurulu  |  Danışman Grubu  |  Dost Siteler  |  İletişim
 

2011-2015 SURIYE İÇ SAVAŞı ÖRGÜTLER, YEREL ANLAŞMALAR VE ULUSAL BARıŞ

2011-2015 Suriye İç Savaşı Örgütler, Yerel Anlaşmalar ve Ulusal Barış
Çeşitli kaynaklara göre en az 500.000 insanın yaşamını yitirdiği, on binlercesinin yaralandığı, Birleşmiş Milletler verilerine göre en az 6.5 milyon insanın çeşitli ülkelerde mülteci durumuna düştüğü, çözümsüzlüğün, acının ve gözyaşının ülkesi oldu Suriye. Arap Baharı’nın dalga dalga, Kuzey Afrika’dan Ortadoğu’ya yayıldığı 2011 yılının Mart ayında, Suriye’nin çeşitleri yerlerinde ve özellikle de 18-25 Mart arasında Daraa’da hükümetin ilan ettiği olağanüstü hale karşı gösteri ve yürüyüşler, rejim askerlerinin şiddetli müdahalesiyle karşı karşıya kaldı. Toplu tutuklamalar, işkenceler, ağır insan hakları ihlalleri ve ölümler, Esad hükümetinin o tarihlerdeki reform kararlarına rağmen, hala sürmekte olan Suriye iç savaşının tetiğini çekmişti. 
İç savaşların başlangıç nedenlerini akademik verilere dayanarak iki ana başlık altında toplayabiliriz. Bunlardan birincisi; bir ülkede siyasi ve askeri gücü elinde bulunduran muktedirlerin insan onurunun hak ettiği değeri adalet ve eşit yurttaşlık ilkelerine bağlı kalarak anayasal güvence altına almaması. İkinci neden olarak ise uluslararası literatürde “power-sharing” (güç paylaşımı) olarak kavramsallaşan, merkezi ve yerel yönetim arasındaki yetkinin, askeri (güvenlik) ve ekonomik gücün adaletli bir biçimde paylaşılmayarak tek elde veya bir grupta toplanması gösterilebilir. Ayrıca insan onurunun önemini iki örnekle daha vurgulamak gerekirse; Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasası temel hakları ilk maddesi şöyle başlamaktadır: “İnsan onur ve haysiyeti dokunulmazdır. Tüm devlet erki ona saygı göstermek ve onu korumakla yükümlüdür.”. Hepimizin şahit olduğu Arap baharı da, Tunuslu bir seyyar satıcı olan Muhammed Buazizi’nin maruz kaldığı haksızlık ve aşağılanma nedeniyle kendini yakmasıyla başlamıştır. 
Suriye örneğinde ise siyasal güç paylaşımı ve insan onuru sorunu, uzun yıllar süregelen siyasi ve hukuki geçmişi ile birlikte, 2011 Mart ayı içerisinde ve sonrasında, ağır insan hakları ihlalleri ve katliamlarla son raddeye ulaşmıştı. Bu duruma karşı muhalif gruplar, özellikle ordudan ayrılan subaylar önderliğinde, iç dayanışma ve dış destekle beraber tek çare olarak belirlenen silahlı mücadele için örgütlendiler ve Özgür Suriye Ordusu’nunun temellerini attılar. Çeşitli muhalif örgütlenmeler, ideolojik farklılıklara ve kültürel kimliklere göre ayrılık göstermeye başladıysa da, şuan ki mevcut tarafları etnik olarak sınıflandırmak pek mümkün değildir. 
1. Suriye’de kaç savaşan örgüt vardır, kim kimle müttefik ya da düşmandır?
Suriye iç savaşında müttefikler ve düşmanlar iç dinamiklere bağlı olarak zamanla farklılık göstermektedir. Tarafların, içerisinde bulunduğu askeri-stratejik plan çerçevesinde siyasi, ekonomik ve insan kaynağı gücüne göre tamamen pragmatik bir şekilde karar aldıkları, yaptıkları ittifak ve ateşkes anlaşmaları ile kanıtlanmıştır. O yüzden kırmızı çizgileri, şu veya bu grupla müzakere masasına oturmam deme şansları yerel düzeyde pek fazla yoktur. Ancak Kobani Savaşı’ndan beri IŞİD ve YPG arasında büyük bir düşmanlık söz konusudur. Bu iki taraf arasında 18.07.2013 tarihli Tel Abyad ateşkes görüşmesi dışında bir anlaşma yaptıkları bilinen yerel kaynaklar tarafından teyit edilmemiştir. Bunun dışında aşağıdaki ismini vereceğim 19 örgüt, kayıtlarıma göre, savaşın ilk başladığı 2011 tarihinden 2015’e kadar, 37 insani veya stratejik yerel ateşkes, ittifak ve geri çekilme anlaşmalarına taraf olmuşlardır:
1. Beşşar el-Esad liderliğindeki Suriye hükümeti, 2. Özgür Suriye Ordusu, 3. Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD), 4. Kürt, Arap, Türkmen ve Süryani 13 grubun imzası ile oluşan Suriye Demokratik Güçleri (SDG), 5. YPG-PYD (aynı zamanda Suriye Demokratik Güçleri’nin askeri açıdan en büyük grubu), 6. El-Nusra Cephesi (Yeni ismi ile Şam Fethi Cephesi, 7. Suriye Türkmen Ordusu, 8. Hizbullah, 9. Ahrar uş-Şam (Şam'ın Hürleri İslami Hareketi), 10. Liwa Asifat al-Shamal (Azaz merkezli Kuzey Fırtınası Tugayı) 11. Ceyş-ul İslam (İslam Ordusu). 12. Suqour al-Sham Brigade (Sam Şahinleri Tugayı). 13. Shuhada al-Yarmouk Brigade (Yermük Şehitleri Tugayı). 14. Al-Hamza Division (Hamza Tümeni), 15. Harakat al-Muthanna al-İslamiya (Muthanna İslam Hareketi), 16. Jaish al-Fatah (Fetih Ordusu), 17.  Ahrar-ı Şam ve El-Nusra Cephesi'nin birleşiminden oluşan Ahrar-ı Guveyran grubu, 18. Jaish al-Muhajireen wal Ansar (Çeçenlerin de üyesi olduğu Muhacirler ve Destekçiler Ordusu). 19. The Fath Halab Operations Room (Halep Fetih Operasyon Odası). 
Yukarıda ismini verdiğim örgütler arasında, kayıtlara geçmeyen, sözlü yada yazılı anlaşmalar da, ulaşamadığım kaynaklar da mevcut olabilir. 
Anlaşma sayıları özellikle 2014 ve 2015 yıllarında sıklık göstermiştir. Bunun nedeni olarak da çeşitli iç etkenler ve dış ülkelerin toplamından meydana gelen baskı, ülke genelindeki insani dram ve savaş yorgunluğu gösterilebilir. Kayıtlara göre tüm savaşan örgütlerin temsilcilerinin bir araya geldiği hiçbir buluşma şimdiye kadar yapılmamıştır. Bu yöntem aynı zamanda ulusal düzeyde kalıcı bir barış için izlenmeyen tek yoldur çünkü riskleri vardır. Özellikle bazı savaşan tarafların uluslararası ya da bölgesel buluşmalara çağırılmamasının, ya da muhatap olarak kabul edilmemesinin en büyük nedenlerinden biri, bu örgütlere uluslararası alanda bir resmiyetin veya tanınmışlığın verilmek istenmemesi ve bu örgütlerin “terörist”, “işgalci”, ”çete”, “yabancı savaşçılar” gibi isnatlardan kurtulmalarına engel olma politikasıdır. 
2. Terörist, isyancı, özgürlük savaşçısı kime denir ve terör örgütü nedir?
Bu sorular da uluslararası akademik literatürde fikir birliği tam olarak sağlanamayan ve hala tartışılan sorulardır. Örnek vermek gerekirse; Filistin ulusal hükümetine secimle girmiş İslami Direniş Hareketi Partisi Hamas, Kanada, İsrail, AB, Amerika, Mısır tarafından terör örgütü listesine alınmışken; Türkiye, Norveç, İsviçre, Rusya tarafından siyasi bir parti olarak kabul edilir. Başka bir örnek vermek gerekirse; 2003 yılında Kuzey Suriye’de Kürtler tarafından kurulan Demokratik Birlik Partisi (PYD), Türkiye resmi makamları tarafından terör örgütü olarak kabul edilirken; Amerika, Rusya, AB için siyasi bir partidir. Bu tanımlamalar Suriye’deki savaşan örgütler için de ülkelere göre değişiklik göstermektedir. Ülkeler uluslararası alanda “terörist” olarak tanımladıkları örgütleri, diğer ülkelere de kabul ettirme çabası içersindedirler. “Terörist” tanımlaması savaşan örgütlerin uluslarası ve bölgesel toplantılarda, müzakereler için muhatap olarak kabul edilmemesinin önündeki en büyük engellerden biridir. Bu bağlamda son olarak vurgulamak gerekirse, mevcut savaşan örgütlerin en önemli amaçlarından biri, en azından bölgesel toplantılarda muhatap alınmak istenmesi ve tanınmasıdır.
3. Suriye bir mezhep savaşı mıdır? 
Bu soruya da kısaca değinmek gerekirse, bu tespit savasın ilk yılında Özgür Suriye Ordusu ve Esad hükümeti arasındaki savaşa dayanılarak yapıldığı için kısmen doğruydu fakat günümüz Suriye’si için doğru bir tespit değildir. Esad Hükümeti ve taraftarları Şiiliğin bir kolu olan Nusayri, ve yine Şii bir örgüt olan Hizbullah dışındaki en az on yedi savaşan örgütün neredeyse tamamı Sünni ağırlıklıdır. Bu iki taraf dışındaki 17 Sünni ağırlıklı örgütte kendi aralarında savaştığına göre Suriye bir mezhep savasından ziyade örgütlerin ideolojilerine tekabül eden ve gelecekte Suriye için arzuladıkları siyasal sistemler savasıdır. Sünni ağırlıklı grupların istedikleri siyasal sistemlere örnek olarak; ÖSO: Demokrasi, PYD: Demokratik Konfederalizm, ISID ve El-Nusra: farklı birer hilafet devleti planları vardır. Buna karşın Bashar Al-Assad, kendisiyle yapılan mülakatlardan da anlaşılacağı gibi seküler Baas rejiminden daha çoğulcu seküler bir demokrasiye geçişi planlamaktadır ve bölünmeye karşıdır. Suriye’nin federal bir yapıya dönüşmesi ihtimali seçenekler arasındadır ya da  CIA'in Başkanı John Brennan’in son demecine göre bir bölünmesi söz konusu olabilir. 
Suriye yerel, bölgesel ve uluslararası boyutları ve aktörleri olan ve bu boyutların iç içe geçtiği çok taraflı bir savaştır. ABD ve Rusya ulusal bir çözüm için kontrol ettiği gruplar nedeniyle iki anahtar ülkedir. Buna rağmen bu iki ülkenin kapsama alanı dışında kalan El-Nusra Cephesi ve ISiD gibi sözünün geçmediği gruplar da mevcuttur. Bu iki örgüt de Rusya, ABD, BM ve AB’de tarafından terörist kabul edilirler ve şimdiye kadar Suriye için yapılan hiçbir uluslararası müzakereye davet edilmemiş ve muhatap olarak alınmamışlardır. Ancak mutlak ve kalıcı bir barışın sağlanması için bu ve diğer bütün savaşan grupların temsilcilerinin katıldığı müzakereler Suriye ulusal barışı için denenmeyen tek yoldur.  Aksi taktirde ulusal çözüm ve müzakerelere dahil edilmeyen grupların hepsi Esad hükümeti, ÖSO ve PYD kendi aralarında anlaşmaya varsalar bile savaşmaya devam edeceklerdir. Bu sonuçta gelecekte yeni bir Irak ile karşı karşıya kalacağımızı göstermektedir. 
Teröristlerle masaya oturulmaz tespitini yapan araştırmacılara tavsiyem, geçmiş yıllarda dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşanan iç savaş ve ulusal barış müzakereleri örneklerini incelemeleridir. Bu müzakere ve barış görüşmelerini hükümetlerin terörist olarak kabul edilen gruplarla yaptıklarını göreceklerdir. Çünkü ateşkes ve barış müzakereleri dostla değil düşmanla yapılır.
2017 yılında Suriye’de siyasi bir çözüme ulaşılacağı, yerel, ulusal ve uluslararası boyutları değerlendirdiğimizde yakin bir ihtimal olarak durmaktadır. Olası bir Suriye barışı tüm bölgeye nefes aldıracak ve en önemlisi de insan kayıplarını ve dramını durduracaktır. 
Doğukan Cansın Karakuş, Oslo Barış Araştırmaları Enstitüsü üyesi (Norveç) ve Uppsala Üniversitesi Barış Araştırmaları ve Çatışma Bölümü (İsveç) araştırma görevlisi, Georg-August Üniversitesi (Almanya) doktora örgencisi, International Institute for Strategic Outlook (Türkiye) eş başkanı.
Email: dogukan@zedat.fu-berlin.de

15.09.2016 - Hit : 1374


  • Bizi Facebook'ta Bulun


 
Tum Haklari Saklidir - 2013 © USBED | Editor alioztarsu