Tue, 27 Jun 2017
| Strategic Outlook Strategic Outlook  |  Uzmanlar  |  Hakkimizda  |  Yönetim Kurulu  |  Danışman Grubu  |  Dost Siteler  |  İletişim
 

BÜYÜK DEVLETLERIN SATRANÇ TAHTASı: KAFKASYA

Büyük Devletlerin Satranç Tahtası: Kafkasya
Kafkasya, Türkiye’nin kuzeydoğusunda Karadeniz ve Hazar denizi arasında yer alan toprakların genel adı. Avrupa ile Asya'nın sınırında bulunması ve yeni enerji projelerinin üstünden geçiyor olması Kafkasya’nın stratejik önemini her geçen gün artırıyor. Yakın tarihimiz boyunca uzun ve yıkıcı savaşlara sahne olan Kafkasya, yeni bir gerginlikle gündemde. Türkiye’nin iyi ilişkiler içinde bulunduğu iki ülke İran ve Azerbaycan arasında İsrail üzerinden karşılıklı restleşmeler yaşanıyor. İki ülke yetkililerinin karşılıklı tehditleri bölgede yeni bir gerilimin fitili mi ateşleniyor sorusunu sordururken bu gerilim üzerinden Rusya-Türkiye ve Gürcistan’ın da dahil olduğu Kafkasya’nın genel siyasetini konunun uzmanı ile değerlendirdik. Kafkasya konusunda önemli araştırmalarda bulunan Strategic Outlook Enstitüsü Kafkasya Uzmanı Mehmet Fatih Öztarsu Kafkaslardaki son gelişmeler ile ilgili sorularımızı cevapladı.
İRAN’IN AZERBAYCAN SİYASETİNİN ÖZETİ: “NE SENİNLE NE SENSİZ”
Kafkasya hemen yanıbaşımızda stratejik önemi haiz bir bölge olarak sürekli çatışmaların merkezinde. Azerbaycan-Ermenistan arasında uzun yıllardır süren savaşların yanısıra şimdi de İran ve Azerbaycan’ın karşılıklı restleşmelerini okuyoruz. İran ve Azerbaycan arasındaki gerilim bölge için gelecekte ciddi bir tehdit oluşturur mu? İki ülke arasında ilişkilerin tarihi, siyasi ve stratejik boyutunu nasıl yorumlarsınız?
İran ve Azerbaycan bölgede birbirine kültürel olarak çok yakın fakat siyasi olarak zaman zaman gerilimler yaşayan komşu ülkeler. Sovyetler’in dağılmasıyla İran Azerbaycan’ı Kafkasya’da bir nüfuz istasyonu olarak görmüş fakat zaman içinde özellikle Haydar Aliyev’in denge siyaseti sebebiyle bu istenilen gerçekleşmemiştir. İki ülke arasında belirli aralıklarla gerilimler yaşanır fakat üst düzey yetkililer bölgesel ortaklık temasında bir mesaj verdiğinde ortam sakinleşir. Hatta 2000’lerin başında iki ülke için savaş çanları çalıyordu, sonraki yıllarda casusluk olayları da yaşanmıştı. Fakat bu gerilimleri İran’ın bölgedeki nabız yoklaması olarak okumak daha doğru olur. 
Sonuç olarak Bakü’nün şimdiye kadar Tahran’ı kışkırtma amaçlı hiçbir yaklaşımı olmamıştır. Fakat aynısını Tahran için söyleyemeyiz. Gerek Hazar Denizi’nin paylaşımı konusunda, gerek Güney Azerbaycan konusunda gerekse Dağlık Karabağ konusunda daima yara kaşıyıcı bir rol üstlenmiştir. Ama aynı İran bu süreç içerisinde Azerbaycan’la ciddi ortaklıklar kurmayı da sürdürmüştür. Azerbaycan İran için, “ne seninle, ne sensiz” gibi bir inişli çıkışlı siyasetin parçası olmuştur. 
AZERBAYCAN İSRAİL’İN ÖNEMLİ BİR ORTAĞI
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Azerbaycan ziyareti İran’ı oldukça rahatsız etti. Bu gelişmenin hemen sonrasında İran Cumhurbaşkanı Ruhani de Ermenistan’ı ziyaret etti ve burada sıcak bir şekilde karşılandı. Bu restleşmeyle birlikte karşılıklı tehditler başladı. İki komşu arasındaki bu gerilim sürecine İsrail’in etkisini nasıl okumalıyız? İsrail'in Azerbaycan'dan beklentileri neler?
Asıl sorun, İran’ın bölge ülkelerinin iç ve dış ilişkilerini kontrol etme isteğidir. Her ülke istediği şekilde hareket edebilir ve ortaklık kurabilir. Bu, ne Rusya’yı ne de İran’ı ilgilendirir. Nitekim Rusya’yı bile İran kadar agresif görmüyoruz. Rusya, üzerinde baskın olduğu Ermenistan’ın Batı ile ilişkilerine bu şekilde tepki vermiyor. 
Azerbaycan’ın önemli bir ortağı olan İsrail’le askeri ve iktisadi konular başta olmak üzere çeşitli alanlarda ilişkileri var. Azerbaycan’ın bölgeye hapsolmuş Ermenistan'dan farklı olması için eski bir Sovyet ülkesi olarak kendisine yeni işbirliği alanları açması son derece önemli görülüyor.
Tahran’ın Erivan’a verdiği destek ise, Türkiye ve Azerbaycan’la kapalı sınırlara sahip olan Ermenistan için büyük önem taşımaktadır. Şimdiye dek, Bakü-Ankara hattının Batı ve İsrail’e olan yakınlığına Erivan-Moskova ittifakına destekle cevap veren İran’ın yeni dönemde nasıl bir tutum sergileyeceği Erivan’da da hararetle tartışılıyor. 
Geçtiğimiz yıl Rusya, Ermenistan, İran ve Gürcistan dörtlüsünden yeni bir enerji hamlesi geldi. Erivan’da yapılan görüşmelerde dört ülkenin enerji, enerji güvenliği ve bu alanda ileri düzeyli işbirliği konularında memorandum imzalandı. İran’dan kuzeye doğru yeni bir enerji işbirliği alanının açılacak olmasından dolayı Gürcistan da hareket halinde. Gürcistan’ın doğalgaz ihtiyacını Azerbaycan yerine Rusya ve İran’dan karşılaması gerektiği ilgili yaşanan tartışmalar sıcaklığını korurken, yeni işbirliğinin Bakü tarafından nasıl karşılanacağı henüz bilinmiyor. Yeni dönemde Ermenistan’ın birçok yönden rahatlayacağı ve İran ile Rusya hattı arasında önemli kazanımlar elde edeceği tahmin ediliyor.
Buna karşılık İran Azerbaycan’ı şüphelendirmemek için farklı bir enerji hamlesi oluşturdu. Aras Nehri üzerinde Khudaferin ve Gız Galası hidroelektrik kompleksinin yapımıyla ilgili karar alındı. Bu, Ermenistan aleyhine olabilecek çok ciddi bir projedir. Bunların Türkiye tarafından dikkatle izlenmesi gerekiyor. İran’ın ne kadar usta bir siyaset izlediğini fark edebiliyor muyuz?  Kısacası manzara göründüğünden çok farklı.  Şu da var, uluslararası arenada milli davalar konusunda Azerbaycan için İsrail lobilerinin, İran için ise Ermeni lobilerinin önemi büyüktür. Bu da, ayrıca bir önemli konudur.
 
İRAN KARŞITI SÖYLEMLER AZERBAYCAN’IN ZARARINA
Azerbaycan’ın son Ermenistan savaşında kazandığı başarı ve Karabağ’da kazandığı üstünlük Azerbaycanlılara oldukça özgüven kazandırmış görünüyor. Azerbaycanlı yetkililerin “İran’ı 5’e bölme” “Haritadan silme” gibi tehditlerinin ciddiyet payı var mı yoksa bu tehditler milli reflekslerle verilmiş bir tepki olarak mı algılanmalı?
Nisan 2016’da gerçekleşen çatışmalarda, buna savaş da denebilir, Ermenistan’a karşı zafer kazanan Azerbaycan, Ermeni ordusunun moralini çökertti. Çünkü şimdiye kadar hep “Karabağ’ı basitçe kaybeden Azerbaycan” söylemi vardı. Bu, ortadan kalktı. Bunun sağladığı özgüvenle Karabağ konusunda daha cesur bir politika izlenebilir. 
İran’ı parçalara bölme söylemini sanırım bir milletvekili dile getirmiş. Bunu münferit bir söylem olarak algılıyorum. Bunun reel politika ile ilgisi yoktur, nitekim analist olan Azerbaycanlı dostlarımızın büyük çoğunluğu da bunu böyle görüyor. Bu tür söylemler, İran’ın nabız yoklama girişimine destek verir. İran görür ki, 1990’larda Elçibey döneminde dile getirilen yayılmacı, İran karşıtı söylemler hala devam ediyor. Bunun Bakü’ye faydası değil zararı olur. Daha soğukkanlı yaklaşımlarla durum ifade edilebilir. Söylendiği ortam, o anki psikoloji gibi durumları ele almak gerekiyor tabii ki. Medyanın görevi de bu tür durumları dünyaya duyurmamaktır. Ufak ifadeler büyük krizler çıkarabilir. İran da, bu krize ülkesinde daha fazla Azerbaycanlı aydını, gazeteciyi ve iş adamını hapsederek cevap verir. İran’da ciddi bir Azerbaycanlı nüfus var. Şimdi kim kârda,kim zararda?
İRAN BÖLGEDEKİ EN PRAGMATİK DEVLET
Azerbaycan’ın zarar görebileceği bir çatışmaya Türkiye’nin de kayıtsız kalması düşünülemez. İran’la Türkiye arasındaki Suriye ve Irak’tan kalan ‘bölge liderliği’ rekabetini düşünürsek Türkiye ve İran’ı karşı karşıya getirip İslam ülkelerinin gücünü kırma projesi olarak okumak fazla mı hayalperestlik olur?  Bu bağlamda Kafkaslarda büyük bir çatışmanın fitilini ateşlemek üzerine kurulu derin bir komplodan bahsetmek mümkün müdür ?
Bunu fazla komplocu bir yaklaşım olarak görüyorum. Türkiye ve İran’ın yüzyıllara dayanan ilişkisini temel alırsak, bugün bölgede ne istediğimizi de görebiliriz. İki ülkenin birbiriyle karşı karşıya getirilme durumu olduğunu sanmıyorum. Tahran’ın bölgede izlediği politikalar Ankara’ya karşı engel oluşturuyor ya da İran, İslam devrimi ilkelerine aykırı hareket ediyorsa, bunun altında dış güçleri aramak manasız olur. Ortada zaten bir İslam dayanışması fikrinin olmadığının en önemli kanıtı Dağlık Karabağ’dır.
Dağlık Karabağ konusunda Ermenistan’a destek veren İran bölgedeki en pragmatik devlet olarak ele alınmalı ve gerçekçi yaklaşımlarla analiz yapılmalıdır. Bakın, yaptırımların kaldırılmasından sonra Ermenistan ve İran liderleri arasında yapılan görüşmede “İran Körfezi ile Karadeniz arasında bağlantının kurulması ve ekonomik akışın sağlanması” olarak ifade edilen sözler çok önemlidir. İran bölgede Batı ve İsrail’e karşı, kendi siyasi ve ekonomik çıkarlarını sağlama almak amaçlı olarak alternatif güzergahlar oluşturuyor. A planı, Azerbaycan üzerinden bir koridor, B planı ise Ermenistan üzerinden farklı bir koridor.
Azerbaycan’ı da önemli bir istasyon haline getirecek olan Kuzey-Güney Ulaşım Koridoru bünyesinde İran’la olan hatların en kısa zaman içerisinde bitirilmesi çağrısı geçen yıl yapıldı.
Ermenistan ise İran için hem bölgesel dengeleri ölçme hem de alternatif koridor olma özelliğine sahip bir ülke olarak görülmüştür. Hem bölgesel izolasyona tabi tutulması hem de Rusya’nın vazgeçilmez bir partneri olması dolayısıyla İran’ı kurtarıcı bir aktör olarak gören Erivan da bu konuda oldukça aktif davranmaya çalışıyor. İki ülke ticari hacmi İran için fazla önem taşımasa da, Ermenistan’ı kuzeye açılma sahası ve burayı Türkiye gibi aktörlerin etkinliğini azaltan bir yer olarak görmesi pek çok ekonomik, ulaştırma ve enerji projelerinin hızlandırılmasını sağlamıştır.
Biz bu gerçeklerden habersiz biçimde bölgeye bakıyoruz. Dolayısıyla ortada bir çatıştırılma durumundan ziyade, satrancı daha kurnazca oynayan bir taraf vardır. Türkiye’nin pasifliğini kendi çıkarı için kullanabilme kabiliyeti olan bir İran’dan söz ediyoruz.
RUSYA DEVLET GÜVENLİĞİNİ KAFKASYA’DAN SAĞLIYOR
Süper güç Rusya’nın oyun kurucu olmadığı bir Kafkasya düşünmek elbet mümkün olamaz. Binlerce insanın öldüğü Azerbaycan-Ermenistan arasındaki çatışmalardan en karlı çıkan ülkenin, iki ülkeye de gelişmiş silahlar satan Rusya olduğuna dair geçtiğimiz günlerde bazı analizler yayınlandı. Rusya’nın Kafkasya’ya ilgisi sadece ticari çıkar üzerine mi kurulu?  Rusya’nın Kafkasya’da kurmak istediği düzene yönelik nasıl bir değerlendirmede bulunursunuz?
Rusya’nın bölgeyle ilgili çok derin bir altyapısı var. Bölgenin nasıl yoğrulacağını en iyi bilen ülke olarak Rusya’nın kazançlı çıkmaması düşünülemez. Fakat bölge ülkelerinin de sorunları çözme konusunda becerisinin gelişmesi lazım. Ben Kafkasya’da Rusya’nın her dediğini yaptırma gücünün olduğunu düşünmüyorum. Bölge devletlerinin ve bölge halklarının da iradesi var. Zaman zaman Rusya’nın bazı gelişmeler karşısında sessiz kaldığını, bir şey yapamadığını görürsünüz. 
Kafkasya çok dinamik bir bölgedir. Adını duymadığınız etnik unsurları barındırır ve bölgenin geleceğini şekillendirecek olan da o unsurların iradesidir. Rusya’nın buradaki en önemli amacı, devletin güvenliğini bu topraklardan sağlama almasıdır. Orta Asya için de bu böyledir. Çarlık ve Stalin döneminde buna büyük önem verilmiştir. Devlet güvenliğini bu uç bölgelerden sağlama almışlardır ve anavatan toprağını bu şekilde koruma refleksi gelişmiştir. O yüzden, Kafkasya’da kazanç sağlamanın ötesinde, Rusya’nın devlet olarak hayati varlığını bu bölgelerden itibaren sağlama aldığını bilmemiz gerekiyor öncelikle. 
Türkiye olarak bölgeyi bilmesek bile, çarlığın Kars şehrini alma sebebini ve elinde tuttuğu sürece Kars’a ne gibi yatırımlar yaptığını bilmemiz gerekir. Rusya’nın Kars’a hangi gözle baktığını anlarsak, Kafkasya’daki Rus etkisini de anlamaya başlarız.
Mehmet Fatih Öztarsu, Analist, USBED
Bu röportaj http://www.milligazete.com.tr/buyuk_devletlerin_satranc_tahtasi_kafkasya___/446298 alınmıştır.
05.01.2017 - Hit : 530


  • Bizi Facebook'ta Bulun


 
Tum Haklari Saklidir - 2013 © USBED | Editor alioztarsu