Thu, 23 Nov 2017
| Strategic Outlook Strategic Outlook  |  Uzmanlar  |  Hakkimizda  |  Yönetim Kurulu  |  Danışman Grubu  |  Dost Siteler  |  İletişim
 

MINARELERIN GÖLGESINDE: AVRUPA’DA “ISLAMOPHOBIA” OLGUSU

Minarelerin Gölgesinde: Avrupa’da “Islamophobia” Olgusu
Norveç’te 22 Temmuz 2011 tarihinde bir Norveç vatandaşı olan A. Breivik tarafından düzenlenen ve 77 kişinin ölümü ve 150’den fazla kişinin yaralanması ile sonuçlanan terör saldırısında, başta basın ve yayın kuruluşlarının saldırıyı takip eden saatlerde, saldırının faili olarak, Müslümanları işaret etmeleri, Avrupa kamuoyunun zihnindeki “kuşku-korku” durumunu yansıtması açısından oldukça manidar ve bir o kadar da ibret vericiydi. Batılı bakış açısını yansıtması yönünden önemli bir örnek oluşturan böylesi bir olay, düzenlenen bu terör saldırısında yine Müslümanları işaret ederken, barışa, kardeşliğe ve insanlığa referansta bulunan bir dinin mensuplarını, sivil, asker, genç ve yaşlı dinlemeden herkesi tehdit edebilecek eylem kapasitesine sahip, terörizm ve teröristlerle eşit bir seviyeye koydu. Saldırıyı düzenleyenin radikal Hıristiyan bir örgüte mensup birisi olduğu anlaşılınca, Avrupa toplumunun bu olayı içlerine sindirememelerinden mi, yoksa bilinçli bir üstünü örtme politikası gereği mi bilinmez, “deli raporu” dâhil olmak üzere, saldırının failini masum göstermek için yoğun bir çaba sarf edildi. Ortaya çıkan bu tablo, 11 Eylül sonrasında yakılan “fitne ateşi”nin bir sonucu olmakla beraber, farklılıklar içinde uyumu yakaladığını iddia eden Avrupa’nın bu konuda karnesinin ne kadar düşük olduğunun bir göstergesiydi. 
Çünkü İslâm-korkusu, günümüzde de geçerli olmak kaydıyla, Avrupa ve Avrupa toplumunun her zerresine yerleşmiştir ve tarihten bu yana gelen korkularından kurtulamamanın bir nişanesini oluşturmuştur. Meselenin trajik tarafı ise, İslâm-korkusunun=İslâm/Müslüman-düşmanlığına dönüşmüş olmasıdır. 
Tarihten bu yana Batı’nın İslâm’a ve Müslümanlara bakışı insancıl olmamıştır. Tarihsel bir düşmanlıktan beslenen bu bakış açısı, içinde bulundukları toplumuyla uyum içinde yaşamaya çalışan Müslümanları “kökten kazıma” çabasının bir adı ve tezahürü olmuştur. Avrupa’nın vicdanı, tıpkı 11 Eylül saldırıları sonrasına Müslüman dünyasına yapılan müdahale ve saldırılarda da olduğu gibi, bu terör saldırısında da sınıfta kalmıştır. Fakat daha önce de olduğu gibi, bu saldırının arkasında da, Müslümanlar görülmek istenmiş ve bu, eşanlı olarak, “İslamofobi” olarak adlandırılan olguyu ve sorunsalı karşımıza çıkarmıştır.
“Fobi/Phobia”, Yunanca “Phóbos” kökünden türemekte ve “korku”, “ürkütücü korku” gibi anlamlara gelmektedir. Bu durum, bir tür endişe/kaygı/anksiyete bozukluğunu yansıtmaktadır. “Bir durumdan ya da bir objeden kaynaklı daimi korku” olarak tanımlanır. “İslâmofobi”, Türkçeye, “İslâm karşıtlığı” olarak tercüme edilse de, Batı’da kavramın içeriği değişiklik arz etmektedir. Çünkü Avrupa’da bazı kesimler, İslâm dinini ve mensuplarını, kendilerine karşı tehdit olarak görmekte; kaygı ve korku duymaktadırlar. Herhangi bir şeye karşı duyulan fobinin bir anksiyete bozukluğundan ibaret olduğu düşünülürse, İslâmofobi durumunun Avrupa’da ve Avrupa toplumunda iyi tahlil edilmesi ve var olduğu düşünülüyorsa, çözüme kavuşturulması elzemdir. Fakat bu durumun, sıradan Avrupa toplumunun hissettiği bir korku olmasından öte, toplumun azınlıkta olduğu düşünülen bazı kesimlerinin oluşturduğu ve medya-siyaset-iş çevreleri gibi kurumların körüklediği ve bundan siyasi, kültürel ve ekonomik bir amaç sağlamaya çalıştığı bir durumsa, bunun önüne geçilecek tedbirlerin alınması gerekmektedir.
Avrupa’da İslâm/Batı ilişkileri, cami/minare analizi ve sorgulamalarının ötesinde farklı bir boyuta sahip bulunmaktadır. Avrupa’da Müslümanlara olan bakış açısını sadece cami ve mimarî bağlamında algılamak, Avrupa’nın sahip olduğu çok boyutlu sosyo-kültürel yapısı görmezden gelmek anlamına gelmektedir.
Müslümanların Avrupa’ya göçleriyle birlikte Müslüman hayat biçimlerinin (eğitim, hukuk, dini yaşam gibi) Batı’ya, özelde modern Avrupa hayatında hissedilmeye ve yaşanmaya başlaması ve buna ilâve olarak, göçmen Müslümanların mevcut Avrupa devletlerinden kendi inançları ve yaşam tarzlarına paralel hak ve özgürlük taleplerinde bulunmaları, Avrupa’da İslâmofobi olgusunu ortaya çıkaran etmenler arasında yer almaktadır.
İslâmofobi, genel olarak iki kaynaktan beslenmektedir. Birincisi, 1950’lerde genel olarak yoğun kültürel ve sosyal homojen bir yapı oluşturan Avrupa, büyük oranda göç almıştır. İkinci kaynağı ise; Soğuk Savaş sonrasında ortaya çıkan siyasî kutuplaşma ve çatışma olmuştur. Medeniyetler Çatışması tezi, 11 Eylül ve sonrası dönemlerde yaşanan gelişmeler ise, İslâm ve Batı arasında bir çatışmanın varlığı iddialarını ortaya çıkarmıştır.
Avrupa’da yaşanan İslam korkusu meselesinde bir “korku”dan bahsetmek belki bir açıdan mümkün olabilir. Mevcut durumda duyulan İslam korkusu, Avrupa’nın “ve modern tasavvurun, İslam’ı yakinen tanıması değil, onunla gelecek yaşam biçiminin değişebileceği ve insan ürünü olan modern medeniyetin yıkılabileceği” korkusudur. Bu haliyle bir korku durumu mevcuttur. Bu, İslam dininin ve mensuplarının zalimane anlamda Batı’ya ve özelde Avrupa’ya yönelttiği bir tehditten ziyade, modern-batılı değerlerden taviz verme ve bu modern hayat sitilini kaybetme korkusunun yol açtığı tehdittir. Çünkü, İslam tarihi göstermiştir ki, İslam, içinde bulunduğu, kendi idealleri ve hayat görüşü ile orantılı ve paralel olarak, toplumu ciddi oranda dönüşüme ve değişime mecbur etmekte, temel kaynaklarının güçlü seslenişini insanlığa –zorlamada bulunmadan– kabul ettirme arayışındadır. İslam’ın, temel insani değerlere atfen bir retoriği mevcuttur ve bu haliyle hemen hemen her durumda bu insani değerleri görmezden gelen ve Allah–İnsan–Evren üçgenindeki olgusallığı manipüle etmeye çalışan “vahşi Batı” ile çatışması ve insanın varlığına bir tehdit olarak tezahür eden modernizm karşısında bir “tehdit” ve “korku” oluşturmasından daha doğal bir şey yoktur. Çünkü İslam, insanın sahip olduğu hakların çiğnenmesine razı olmamakta, Allah’ın hakkını Allah’a, insanın hakkını insana, canlının hakkını canlıya ve dahi cansız nesnelerin hakkını onlara teslim etmeye her hal ve karda meyyaldir. Netice itibariyle, İslam’ın “tehdit” olarak anlaşılan bu resminin ve duruşunun karşısında karşı hareketlerin, ki bu çoğu zaman “İslam-düşmanlığı” olarak neşvünema bulmaktadır, oluşması gayet normaldir. Çünkü insanın ve özellikle de kadının köleleştirilmeye çalıştığı bir zamanda İslam’ın insan hakkından ve hürriyetinden dem vurması, savaş çığlıklarının yükseldiği bir zamanda İslam’ın, barış, kardeşlik, refah gibi düşünceleri dile getirmesi, Batı perspektifi açısından onu bir “düşman, tehdit” konumuna getirmektedir. Sürekli tehdit, korku, çatışma muhayyileleri içinde olan Batı’nın önüne çıkan her şeyi tehdit ve düşman olarak tasavvur etmekten kurtulması gerekmekte, İslam’ı, insanlığın ortak mirası ve değeri olarak kabul etmesi zorunda olmaktadır. Korkularına hapsolan Avrupa, tam yanı başındaki büyük gerçekliğe gözlerini daha ne kadar kapatacaktır?  
Bugün Avrupa’da yaşanan korkunun temelinde İslâmiyet’in tekrar bu coğrafyada etkisini göstermesi durumunun olduğu düşünülmektedir. Müslümanların ve İslâmiyet’in Avrupa’nın hemen hemen her yerinde hızla yayıldığı düşünülürse, Müslümanların İslâmiyet’in özünden kaynaklanan yapısı gereği çok dilli, çok kültürlü ve çok etnili durumu, her ne kadar kendini “farklılıkların birliği” olarak sunsa da, Avrupa tarafından bir korku, tehdit, terörizm, … vb. ile isimlendirilmektedir. Son 50-60 yılda Müslümanların nüfusunun 23 milyonu aştığı hesap edilirse ve Avrupa kıtasındaki Müslümanların coğrafik haritalarının kuzeyden güneye, doğudan batıya uzanan bir yelpazede oluştuğu düşünülürse, çok-kültürlülüğü/dinliliği/dilliliği içine pek sindiremeyen Avrupa’da bir “korku” durumunun oluşması normal karşılanmalıdır. Fakat özellikle 11 Eylül olaylarına paralel olarak yaşanan gelişmeler, bazı terör şebekelerinin Avrupa’daki eylemleri, Avrupa’da aşırı sağın yükselişi, bazı Avrupa ülkelerinde minare, peçe, burka gibi Müslüman toplumun hayatında önemli anlamlar taşıyan sembol ve simgelere karşı verilen mücadele, Avrupa’da İslâmofobi tartışmalarını besleyen olaylar olmuştur. 
İslamofobi, Avrupa içinde yükselen bir “öteki” olarak görülme eğiliminde olmuştur. Avrupalılar için “kendisinden olmayan” olarak karşılık bulan “öteki”, zaman zaman Avrupa aklında yapılan bir düşman tanımı olarak karşımıza çıkmaktadır. Avrupa coğrafyası için İslâm’ın ve Müslümanların öteki olarak görülmesi meselesi tarihsel bir süreci içermesiyle birlikte, bazen de “Şark Meselesi”, “Çatışan Medeniyet”, “Yeşil Düşman” gibi adlandırmalara maruz bırakılmıştır. (Cami, minare, peçe, karikatür gibi.) krizlerden beslenen İslâmofobi “öteki” algısı, bir taraftan Avrupa toplumunun birer üyesi olan Müslüman nüfus üzerinde bir baskı unsuru teşkil ederken, diğer yandan da uluslararası ilişkilerde başat aktörleri, Suriye, İran, Irak, Türkiye gibi, içinde Müslüman çoğunluğu barındıran ülkelere yönetik siyasi, ekonomik ve kültürel baskılar uygulamasına ve bu güçlerin bundan rant ve siyasi çıkar olarak nasiplenmelerinin önünü açmıştır.
Notlar:
Salih Akkılınç, “Norveç Katliamı Ve İslam = Terör Algısı”, 
http://kokludegisim.net/?kd=kdmakaleoku&id=604, Erişim Tarihi: 08.12.2011. 
Phobia, “From Wikipedia, the free encyclopedia”, 
http://en.wikipedia.org/wiki/Phobia, Erişim Tarihi: 05.12.2011. 
Gamze Değirmenci, Avrupa’da “İslamofobi” Algısı Üzerine, 25.08.2010,
http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=790:avrupada-slamofobi-algs-uezerine&catid=70:ab-analizler&Itemid=134, Erişim Tarihi: 05.12.2011.
Talip Küçükcan, “Avrupa İslamofobiye Teslim mi?”, 6 Aralık 2009, SETA,
http://www.setav.org/public/HaberDetay.aspx?Dil=tr&hid=5415&q=avrupa-islamofobiye-teslim-mi, 
Erişim Tarihi: 30.11.2011.
Küçükcan, a.g.m., 2009.
Memduh Özdemir, “Batı’nın Yanlış İslam Algısı”, 16.05.2009, Yeni Şafak Gazetesi, 
http://yenisafak.com.tr/yorum/?i=186629; Erişim Tarihi: 15.12.2011.
Değirmenci, a.g.m., 2010. 
 “İngilizler De Peçeli Çarşaf İstemiyor”, 17.07.2010,
http://www.cnnturk.com/2010/dunya/07/17/ingilizler.de.peceli.carsaf.istemiyor/583837.0/index.html, 
Erişim Tarihi: 08.12.2011 ve ayrıca Bak. “İngilizler de Peçe ve Çarşaf İstemiyor”, 17.07.2010,
http://www.haberturk.com/dunya/haber/533296-ingilizler-de-pece-ve-carsaf-istemiyor, 
Erişim Tarihi: 08.12.2011. 
Metin Aksoy, “İslamofobi”, Bilkad Salı Söyleşileri, 25 Ekim 2011,
http://www.dailymotion.com/video/xlxnhd_bilkad-saly-soyleyileri-yrd-doc-dr-metin-aksoy-yslamofobi-25-ekim-2011_news; Kader Özlem, “Avrupa’nın İçinde Yükselen “Öteki”: İslamofobia”, 27.02.2006, TÜRKSAM, http://www.turksam.org/tr/a814.html, Erişim Tarihi: 08.12.2011. Ayrıca Bk. Cemile Akça ATAÇ, “Doğu-Batı Gerginliği”, Cumhuriyet-Strateji, s.14 ve Serhat ERKMEN, “El Kaide, Londra ve Sonrası”, Stratejik Analiz, Ağustos 2005, s.25. 
Bak. Özcan Hıdır, Avrupa’da İslâmî Hayat–İslâm Dini El Kitabı, Semerkand, 2011. “Avrupa öteki’yle yüzleşmeye çalışırken bazen açıkça bazen de bir “dil sürçmesi”yle Müslümanlara olan önyargılı bakışını ifşa ediyor”; MOSTAR Aylık Kültür ve Aktüalite Dergisi, 
http://www.mostar.com.tr/Detay.aspx?YaziID=817, Erişim Tarihi: 08.12.2011.
Yusuf Sayın, Analist, USBED
12.9.2013 - Hit : 2336


  • Bizi Facebook'ta Bulun


 
Tum Haklari Saklidir - 2013 © USBED | Editor alioztarsu