Thu, 23 Nov 2017
| Strategic Outlook Strategic Outlook  |  Uzmanlar  |  Hakkimizda  |  Yönetim Kurulu  |  Danışman Grubu  |  Dost Siteler  |  İletişim
 

BASıN ÖZGÜRLÜĞÜ MÜMKÜN MÜ?

Basın Özgürlüğü Mümkün Mü?
Arap Baharı, Wall Street’i İşgal Et ve son olarak da Türkiye’de yaşanan Gezi Parkı eylemleri, basın özgürlüğü tartışmalarını da beraberinde getirdi. Kitlesel hareketleri mobilize ederek olayların gidişatını ve olası sonuçlarını etkileme gücü, dünya üzerindeki rejimlerde giderek otoriter eğilimlerin artması, güçler ayrılığı ilkesinin aşınmaya başlayıp yürütme erkinin diğer iki erk olan yasama ve yargı karşısında güçlenmesi gibi olgular dikkate alındığında ‘‘dördüncü güç’’ olarak görülen ve demokrasilerin oksijenine benzetilen basının ve dolayısıyla basın özgürlüğünün önemi giderek artmakta.
Basın özgürlüğü, tarihsel süreç içerisinde toplumlarda, düşünülenin çeşitli yollarla ve bir engelle karşılaşmaksızın dış dünyaya aktarımı temeline dayanan ifade özgürlüğünün bir alt unsuru ve somutlaşmış bir tezahürü olarak; düşünce, bilgi, haber ve kanaatlerin kitle iletişim araçları yoluyla elde edilebilmesi, ifade edilebilmesi ve yayılabilmesine karşılık gelir. Özgür basın algısı, her toplumda, zaman diliminde ve her ülkenin siyasi sisteminin karakteristiklerine göre değişkenlik arz eder. Bu durum ise bizi, özgür basının hangi siyasi rejimlerde yaşam kaynağı bulabileceği tartışmaları ile basın özgürlüğü-demokrasi ilişkisi sorunsalına yönlendirir. Nitekim demokrasi hakkındaki yanlış fikirler, demokrasiyi yanlış yola götürür.
Peki nedir demokrasi? En net tabiriyle, azınlıkta olanların haklarına saygı gösterildiği ve onlara bir gün çoğunluğa dönüşebilme yollarının açık tutulduğu özgürlükçü bir yönetimdir. Bu yöntemin pekişmesinin ön koşullarından biri de basın özgürlüğünün kurumsallaşmasıdır. Bu ilişki çift yönlüdür, basın özgürlüğü de demokrasi için gerekli bir koşuldur çünkü özgür basın vatandaşların bilgi edinme özgürlüklerine cevap verir; vatandaşların sosyal, ekonomik, siyasi konular hakkında bilgisini, perspektiflerini şekillendirir; yeni ve çeşitli görüşlere, seslere, kanılara kamuoyunun erişimini sağlar; devlet ile vatandaş arasında köprü kurar, gözlemci rolü üstlenerek hükümeti ve bürokratik süreci izler, bu sayede yozlaşma düzeyi geriler. Dolayısıyla basın, özellikle günümüz küreselleşen dünyası göz önüne alındığında kamu algısını etkileme, şekillendirme ve kamuoyunu mobilize etme gücüne sahiptir. Böylesi bir güç, iktidarı elinde tutanlar için göz kamaştırıcıdır ve iktidara gelindikten sonra bu gücü elde etmeye, ya da en azından kontrol altında tutmaya, sınırlamaya çalışma tutkusu oldukça yaygındır. 
Siyasal iktidar basını elinde tutar ve propaganda kanalı ya da sansür gibi çeşitli denetim mekanizmalarıyla sınırlandırmaya çalışırsa, yapılan haberler ile gerçekleşen uygulamalar örtüşmez, halkın haber alma özgürlüğü elinden alınmış ve halk yanlış yönlendirilmiş olur. Steven Lukes’in sınıflandırmasına göre iktidarın ikinci yüzü olan gündemi belirleme boyutu tam da bu noktada gün yüzüne çıkar: “Gündem konularını belirli aktörler için güvenli olacak konularla sınırlandırarak da güç kullanılabilir. Bu yolla güce sahip olan aktörlerin tercihleri ve çıkarlarını olumsuz etkileyebilecek konular gündeme bile gelmemektedir.” 
Serbest piyasa koşullarında hükümet-büyük sermaye-basın ittifakının sonucu haber ve fikir kaynaklarının teksesleşmesidir. İnternet erişimi ve çevrimiçi iletişim özgürlüğünün her derde deva olmaması, dünya üzerindeki pek çok insanın haberleri hala ana akım medyanın radyo-televizyon kanalları aracılığıyla takip ediyor olduğu bulgusu basının işlevi düşünüldüğünde daha da önem kazanır.Basın araçlarının yalnızca belli grupların elinde toplanması, hükümetin havuç ve sopa yöntemi ile çeşitli alanlarda yaptırımlar uygulama (Vergilendirme politikası bu noktada belirleyicidir çünkü büyük sermayenin ticari kaygıları, basının gelir kaynaklarından en önemlisi olan reklam politikasına yansır.) korkusunu canlandırmasını ya da teşvikler yoluyla siyasi gücün lehine haberler yapılması sonucunu doğurur. 
Siyasi otoritenin bu olağanüstü gücü elinde tutma gayesi, dünya çapında basın özgürlüğü düzeyinde genel bir düşüşü de beraberinde getirdi. BBC’nin yaptığı bir araştırmaya göre, dünya genelinde görüşülen kişilerin %40’ı “Toplumsal uyumu ve barışı sağlamak adına, basın özgürlüğü kontrol altına alınabilir.” argümanını benimsemektedir. Yazı ile derecesi çok anlaşılmayabilir ama %40 korkunç bir orandır. Ulusal çıkarlar uğruna basın özgürlüğünden vazgeçmek algısı, ulusal çıkar kavramının içini doldurmadan kullanıldığında toplum için telafisi güç zararlara yol açabileceğinin farkındalığı henüz oluşturulamadı. 
Freedom House’un 2013 yılına ilişkin değerlendirmeleri aynı noktaya işaret ediyor: Dünya genelinde basın özgürlüğü son yılların en düşük seviyesinde seyretmekte. Ölçümlenen 197 ülke ve bölgenin 63’ü (%32) özgür, 70’i (%36) kısmi özgür ve 64’ü (%32) özgür olmayan ülke ve bölge olarak sınıflandırıldı. İlk sırayı Norveç ve İsveç paylaşırken, listenin sonunda ise Kuzey Kore ve Türkmenistan yer aldı.
Sonuç olarak, küreselleşen dünyada, basın özgürlüğü teriminin yeni bir şekilde kavramsallaştırılması gerekir. Basın özgürlüğünün gelişebilmesi ve pekişebilmesi için en uygun zemini demokratik sistemlerde bulduğu algısı genel-geçerlik kazanmış olsa da, “demokrasinin işleyebilmesi için, toplumda farklı çıkarlara ve dolayısıyla farklı görüşlere sahip bulunanların… görüşlerini barışçı yollardan rahatlıkla savunabilmeleri” gerektiği de unutulmamalıdır.
Yaşantımızın her alanına sızmış olan iktidar ilişkisini anlamlandırabilmenin ve hegemonya kurma projelerini kavrayabilmenin anahtarı olarak da basın özgürlüğünü ele almak kaçınılmaz olacaktır. Dolayısıyla, “…bireyler kişisel deneyimleri dışında kalan dünyayla ilgili olay ve olguları büyük ölçüde medyanın kendilerine yansıttığı biçimde kavradığından, bireylerin maddi varoluşlarının imgesel ilişkileri de medya tarafından…” şekillendirildiğinden basın özgürlüğünün irdelenmesi gerekmektedir.
Otoriterleşen, baskıcı eğilimleri bünyesinde daha çok barındıran siyasal sistemlerin günümüzde arttığını düşününce, basın özgürlüğüne çok daha fazla değer verilmesi gerektiğini unutmamak gerekir. 


Alperen Cihan ÇETİNKAYA, Analist, USBED

13.12.2013 - Hit : 1832


  • Bizi Facebook'ta Bulun


 
Tum Haklari Saklidir - 2013 © USBED | Editor alioztarsu