Thu, 23 Nov 2017
| Strategic Outlook Strategic Outlook  |  Uzmanlar  |  Hakkimizda  |  Yönetim Kurulu  |  Danışman Grubu  |  Dost Siteler  |  İletişim
 

BIR DıŞ POLITIKA AYGıTı OLARAK TERÖRIZM: DHKP/C-YUNANISTAN İLIŞKISI

Bir Dış Politika Aygıtı Olarak Terörizm: DHKP/C-Yunanistan İlişkisi
Terörizm olgusu düzleminde yapılan çalışmaların ana konu ve alt başlıklarını, terör ve terörizm kavramlarının nesnel kavramsal çerçeveleri, terörizmin nedenleri ve sosyo-psikolojik ve sosyo-ekonomik temelleri, terör örgütlerinin yapılanma ve eylem stratejileri gibi hususlar teşkil etmektedir. Söz konusu bu konular, terörizm alanında yapılan araştırma çalışmalarının özü/omurgası niteliğindedir. Öte yandan, özellikle son yıllarda sıkça gündeme gelen, “ terörizmin devletlerarası rekabete yansımaları” konusu, terörizm alanındaki çalışmalar içerisinde yeni bir alt başlık olarak kendisini göstermiştir. Bu yeni alt başlık esasen, terörizmin, bir dış politika aracına dönüşmesini ve birçok devlet tarafından bu algı çerçevesinde kullanılabilir bir aygıt şeklinde görülmesi ve bu algının türevleri ve yansımalarını içermektedir. Bahsi geçen konunun örnekleri özellikle aynı coğrafyada/bölgede devletlerin birbirleri arasında ortaya çıkan rekabet süreçlerinde görülebilmektedir. Bu bağlamda terörizm, günümüz itibariyle, uluslararası ilişkilere etki eden son derece önemli bir olgu haline gelmiştir. 
Bu duruma sıkça maruz kalan Türkiye, soğuk savaş döneminden bu yana, terörizmi bir dış politika aracı olarak kullanan devletlerin hedefi olmuştur. Özellikle bölgesel rekabet çerçevesinde, ülkemizde faaliyet gösteren terör örgütlerine farklı biçim ve alanlarda destek veren komşu ülkeler bu yolla soğuk savaş döneminden bu yana bu unsuru bir enstrüman şeklinde algılamışlardır. Türkiye’de faaliyet gösteren sol örgütler ile özellikle Suriye’nin başta olduğu,ülkemizin sınır komşusu olan devletler arasındaki ilişki, bugüne değin uzanan bir sürecin anlaşılabilmesi açısından son derece önem arz etmektedir. 1965 yılından itibaren bu süreçte, 1980’li yıllarda PKK’nın terör eylemlerini gerçekleştirmeye başlaması ile birlikte “PKK’ya dış destek” konusunu gündeme getirmiştir. Yine 90’lı yılların başından itibaren yeniden etkin faaliyet göstermeye başlayan sol terör örgütleri için de aynı husus gündeme gelmiştir. Bu bağlamda Yunanistan ve DHKP-C terör örgütü bağlantısı uzun yıllar boyunca dillendirilen ve birçok verinin bulunduğu bir konudur. Yunanistan’ın, DHKP-C terör örgütü ile ilişkisi, 2012 yılında bu örgüt tarafından gerçekleştirilen terör eylemleri ile birlikte daha fazla incelenen bir konu haline gelmiştir. Tespit edilen bilgilere göre, DHKP-C terör örgütü, Yunanistan sınırlarında bulunan bir çok kampta askeri eğitim faaliyetlerinde bulunmakta, militanlarını Yunanistan ve Yunan adaları üzerinden eylem amacıyla Türkiye’ye göndermekte olduğu ve bazı propaganda faaliyetlerini de Yunanistan sınırları içinde gerçekleştirdiği saptanmıştır.
Başta Lavrion olmak üzere, DHKP-C, Yunanistan’da bulunan birçok kampta barınma ve eğitim imkanı bulmaktadır. DHKP-C, Lavrion kampını adeta “örgüt okulu” biçiminde kullanmaktadır. Söz konusu kampta genellikle askeri eğitim sürecinden geçen militanlar, eğitim süreçlerinin ardından terör eylemleri gerçekleştirmek amacıyla Türkiye’ye giriş yapmaktadırlar. Lavrion kampında barınan PKK ve DHKP-C örgütleri arasında çıkan anlaşmazlık, DHKP-C’yi farklı alternatiflere itmiş ve örgüt Kinesa ve Dileysi kamplarında da eğitim faaliyetlerini sürdürmüştür.
DHKP-C ve Yunanistan arasındaki ilişkinin, yalnızca “sınırlar içerisinde barınma” bağlamından ibaret olmadığı ve farklı düzlemlerde yansımaları mevcut olduğu bilinmektedir. Bu düzlemlerden bir tanesi de siyasal alan faaliyetleridir. Bir terör örgütü için propaganda unsuru hayati bir öneme sahiptir. DHKP-C terör örgütü bu unsuru en verimli şekilde kullanabilme arzusundadır. Bu bağlamda, yalnızca Türkiye içerisinde değil, Türkiye dışında diğer ülkelerde de propaganda ve siyasal alan faaliyetlerini yürütmektedir. “Halk Cephesi” isimli yapılanma vasıtasıyla siyasal alan faaliyetlerini organize eden DHKP-C, Yunanistan da dahil olmak üzere bir çok ülkede “temsilcilikler” oluşturmuştur.
Bölgesel rekabet olgusunun bir yansıması olan bu durumun muhatabı olan Türkiye, bu tip faaliyetlere karşı çeşitli stratejiler geliştirmelidir. Öncelikle, bu konu bağlamında geniş bir dış istihbarat( temel olarak komşu ülkeleri kapsayacak şekilde) konsepti oluşturulmalı ve bununla paralel olarak bu yolla elde edilen bilgiler ışığında diplomatik adımlar atılmalıdır. Ancak, diplomasi seçeneğinin etkisiz kaldığı durumlarda, günümüzde istihbarat servislerinin, ulusal güvenlik konularını ilgilendiren konularda uyguladığı gizli operasyon faaliyetleri de yine bu konuda önleyici bir konsept olarak benimsenebilir.
Çağatay BALCI, Analist, USBED
9.10.2013 - Hit : 2117


  • Bizi Facebook'ta Bulun


 
Tum Haklari Saklidir - 2013 © USBED | Editor alioztarsu