Thu, 23 Nov 2017
| Strategic Outlook Strategic Outlook  |  Uzmanlar  |  Hakkimizda  |  Yönetim Kurulu  |  Danışman Grubu  |  Dost Siteler  |  İletişim
 

TÜRKIYE’DE DÜŞÜNCE KURULUŞLARı: BAŞARı IÇIN ÖNERILER

Türkiye’de Düşünce Kuruluşları: Başarı için Öneriler
Pennsylvania Üniversitesi tarafından hazırlanan, Düşünce Kuruluşları ve Sivil Toplumlar Programı (UPENN İndeks) 2014 Yılı Dünyanın En İyi Düşünce Kuruluşları Sıralamasında 6.681 düşünce kuruluşu yer almıştır. Bu yıl hazırlanan rapora göre Türkiye’de 31 düşünce kuruluşu bulunmakta ve Türkiye, Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesi içinde değerlendirmeye alınmaktadır. Burada tartışılması gereken ana husus Türkiye’den ekonomik ve sosyal gelişmişlik düzeyi bakımından geri kalan bazı ülkelerin Türkiye’den daha çok düşünce kuruluşuna sahip olmalarıdır. Örneğin sürekli bir savaş ortamının hakim olduğu Filistin 44 düşünce kuruluşuna sahipken Mısır bu rapora göre 57 düşünce kuruluşuna sahiptir. 
UPENN indeks bir bakıma küresel çapta rekabet eden düşünce kuruluşlarının elek üstünde kaldıklarının tescili konumundadır. En iyi üniversiteler sıralamasında nasıl ABD liderliği elinde bulunduruyorsa düşünce kuruluşları nezdinde de öncü olmaya devam etmektedir. ABD 1831 düşünce kuruluşuna sahiptir. En yakın takipçisi Çin 429 adet,  Rusya ise 122 adet düşünce kuruluşuna sahiptir. Türkiye’den sıralamaya Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV), Liberal Düşünce Topluluğu (ALT), Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Merkezi (EDAM), Uluslararası Stratejik Tahlil ve Araştırmalar Merkezi (USTAD), İstanbul Politikalar Merkezi (İPM), Friedrich Ebert Vakfı (FES), Strategic Outlook (SO), Avrupa İstikrar Girişimi (ESİ), Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) ve Eğitim Reformu Girişimi (ERG) de girmiştir. 
Türkiye’de düşünce kuruluşlarının sayısının az olması Türkiye’nin siyasal hayatının geçmiş dönemlerde sıklıkla askeri darbeler neticesinde kesintiye uğramasının büyük payı vardır. Bu bağlamda diktatörlükle yönetilen Kuzey Kore’de rapora göre 4 adet düşünce kuruluşu bulunmaktadır. Bu bir bakıma jeopolitik olarak sıkıntıları olan ülkelerde (Irak 42 adet, İsrail 59 adet) demokratik ortama sahip olmayan ülkelerin ( Suudi Arabistan 7, Suriye 6 adet düşünce kuruluşuna sahiptir) daha az düşünce kuruluşuna sahip olduğu söylenebilir. Bu bağlamda Türkiye’de düşünce kuruluşlarının artması Türkiye demokrasisi ile doğru orantılı bir gelişme kaydetmekle birlikte Türkiye’deki düşünce kuruluşlarının sayısının beklenenin altında kalması ise Türkiye’deki düşünce kuruluşlarının sorunlarının altının çizilmesini gerektirmektedir. Öncelikli olarak Türkiye’deki düşünce kuruluşları Tabelaya çok fazla önem atfetmektedirler. Ankara’da ve İstanbul’da çok iyi binalara sahip olan BİLGESAM, SDE, ve SETA’nın sıralamamaya girememesi tartışılması gereken bir husustur.  BİLGESAM, SDE ve SETA bütçeleri itibariyle milyon dolarlara sahiptir. Buna rağmen bu üç kurumun en büyük problemi bütçelerini AR-GE çalışmalarına kullanmak yerine tabelaya ayırmalarından kaynaklanmaktadır.  Öyle ki BİLGESAM, SDE, ve SETA’nın İngilizce web sayfaları güncellikten uzaktır. Dünya, Türkiye’de meydana gelen gelişmeleri düşünce kuruluşlarından takip edememekte İngilizce gazetelerden takip etmek zorunda kalmaktadır (Hurriyet Daily News, Daily Sabah, Todays Zaman).  Düşünce kuruluşları arasında sürekli güncel İngilizce yayın yapabilen tek düşünce kuruluşu ise Konya merkezli düşünce kuruluşu Strategic Outlook’tur ki 2013 yılından bu yana UPENN indekste yer almaktadır. Düşünce kuruluşlarının İngilizce analiz ve rapor yayımlayamaması Türk düşünce kuruluşlarının   küresel rekabet gücünü azaltmaktadır. 
Türkiye’deki düşünce kuruluşlarının bir diğer sorunu devlet desteği ile ayakta kalmalarıdır. Tam bu noktada aslında çok büyük bir problem bulunmaktadır.  Aynı zamanda düşünce kuruluşları birer sivil toplum örgütüdür. Sivil toplum ise en kısa tanımı ile birey ile devlet arasındaki alanı tanımlar. Başka bir ifade ile devlete göbek bağı ile bağlanmış düşünce kuruluşlarının başarılı ve sürdürebilir bir başarı yakalama fırsatı çok mümkün görünmemektedir. Türkiye’de bunun en bariz örneği Ülker grubunun desteklediği Türkiye’nin ilk büyük düşünce kuruluşu ASAM’ın hükümet değişikliği sonrasında Ülker grubunun desteği çekmesi neticesinde ortadan kalkmasıdır. Bu bağlamda düşünce kuruluşlarının maddi bağlamda devlete bağımlı halde olması düşünce kuruluşlarının sürekliliğini ASAM örneğinde olduğu gibi olumsuz etkilemekte ve düşünce kuruluşlarının dış politikadan daha çok iç politikaya yönelmelerine sebep olmaktadır. 
Türk düşünce kuruluşlarının bir diğer eksiği kendi bölgesi ile ilgili, uzmanlara sahip olmamasıdır. Öyle ki Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde güncel gelişmeleri yorumlayan veya yazan çoğu akademisyen ömründe hiç Ermenistan’a gitmemiş muhtemelen tarihçi kimliğe sahip kişilerdir. Kısacası Türkiye’deki düşünce kuruluşlarının en büyük eksiği bölge ülkelerini bilen bu alanda uzmanlaşmış kişileri yetiştirmek  yerine  bir uzman istihdam edilerek bölge hakkındaki gelişmeler analiz edilmektedir.  Kafkasya bölgesi için daha çok Azeri Uzmanlar, hem Rusya hem Azerbaycan hem de Ermenistan uzmanı olarak tanıtılmaktadır. Kısaca Türkiye’deki düşünce kuruluşları bölgesel çalışmalara daha çok önem vermelidir. Bu konuda Türkiye en acı tecrübeyi Suriye Krizi esnasında yaşamıştır. Suriye’yi bilen analitik raporlar hazırlayabilecek bölge dillerini konuşabilen bir Suriye uzmanının Türkiye’deki düşünce kuruluşlarında bulunmadığı Suriye Krizi ile anlaşılmıştır. 
Dünyanın en iyi düşünce kuruluşlarına sahip devletler aynı zamanda en iyi haber ajanslarına sahip devletlerdir. Deutsche Welle, Reuters, CNN, BBC, bölgelerde alan çalışması aracılığıyla geniş tecrübelere sahip olan gazeteciler yetiştirmektedirler. Türkiye’nin büyük medya kuruluşları çoğunlukla bu yabancı ajanslara üye olmakla birlikte maddi sebeplerden dolayı sahaya gazeteci göndermekte büyük bir kesintiye gitmiştir. Türkiye’de alan çalışması yapmış gazeteci sayısının ciddi şekilde azalması, Türkiye’deki düşünce kuruluşlarının dinamizmini olumsuz etkilemektedir. Türkiye’deki düşünce kuruluşlarının dış politika ile ilgilenen gazetecileri istihdam etmesi, bölge ile ilgili yazılan rapor ve yapılan öngörülerin daha tutarlı olmasına çok büyük katkı sağlayacaktır. 
Sonuç itibariyle Türkiye’deki düşünce kuruluşlarının hem kapasitesinin arttırılması hem de kalitesinin artması kısa sürede olabilecek bir şey olmamakla birlikte imkansız bir olguda değildir. Bu bağlamda Türk düşünce kuruluşlarının kendi ayaklarının üzerinde kalabilmesinin sağlanması ve bölge çalışmalarına ağırlık verilmesi; yerel bağlamda Türkiye’yi merkeze alan ama Küresel çapta hizmet sunan düşünce kuruluşlarının ortaya çıkmasına yardımcı olacaktır. 
Yusuf Çınar, Analist, USBED
23.3.2015 - Hit : 2384


  • Bizi Facebook'ta Bulun


 
Tum Haklari Saklidir - 2013 © USBED | Editor alioztarsu