Sat, 25 Nov 2017
| Strategic Outlook Strategic Outlook  |  Uzmanlar  |  Hakkimizda  |  Yönetim Kurulu  |  Danışman Grubu  |  Dost Siteler  |  İletişim
 

ABD SIYASAL SISTEMI: TEMEL DINAMIKLER EKSENINDE TEORI VE KÜRESEL POLITIKA İLIŞKISI

ABD Siyasal Sistemi: Temel Dinamikler Ekseninde Teori ve Küresel Politika İlişkisi
Amerika Birleşik Devletleri’nin siyasal hayatı ve bununla doğrudan bağlantılı olarak seçim sistemleri, suijeneris yapısal unsurlar içermektedir. Söz konusu yapılar, Amerikan halkının seçim tercihlerinden, toplum kurgusu sürecine kadar geniş bir yelpazede etkisini göstermektedir. Max Weber’in geliştirdiği bu toplum kurgusu, siyasal kurumların inşasını, bürokrasi ve iş bölümü temelinde gerçekleştirmektedir. Buradan hareketle sosyoloji kuramının öncüsü olarak kabul edilen  Emilé Durkheim ise, toplulukların yaşamlarını sürdürme adına organizasyon kurma ihtiyaçlarının siyasal örgütlenmenin felsefi alt yapısını oluşturduğunu ifade etmektedir. ABD seçim sistemlerinin kuramsal arka planı ve bunun ABD siyasal hayatına etkisinin ele alınacağı bu çalışmada, kuramsal temelde ABD vatandaşlarının siyasal tercihlerinin bölgesel ve küresel politikalara olan etkisi ifade edilecektir.
Temsili demokrasi sisteminin egemen olduğu rejimlerde, uygulanan seçim sistemlerinin nispi ve çoğunlukçu temsil olarak ikiye ayrıldığı gözükmektedir. Söz konusu seçim sistemleri, vatandaşların coğrafi ve demografik dağılımından, ekonomik ve siyasal iç faktörlere kadar geniş bir temelde değişkenlik göstermektedir. Vatandaşların sosyal ve ekonomik düzeyleri ile politik özgürlüklerinin geliştirilmesinin hedeflendiği seçim sistemleri, siyasal örgütlenmenin hangi temel üzerine şekilleneceğinin de tespitini yapmaktadır. Buna göre, çoğunlukçu sistemlerinin uygulandığı ülkelerde demokratik katılımın ve bu doğrultuda siyasal özgürlüğün, ulusal iradeye yansıtılmasının nispi temsil seçim sistemlerine oranla daha yüksek olduğu gözükmektedir. Öte yandan, seçim sistemlerinin kuramsal alt yapısını ise büyük oranda siyasal liberalizm paradigması oluşturduğunu ifade etmek mümkündür. Kuramın başlıca söylemleri arasında yer alan politik özgürlüğün demokratik kurumların inşası temelinde yükselmesi gerekliliği, bir yandan demokrasi ve liberalizm ilintisine atıfta bulunurken diğer yandan İnşacı uluslararası ilişkiler teorilerini referans göstermektedir. Öte yandan, kişi hak ve özgürlüğü, seçme ve seçilme hakkı, siyasi parti kurma ve/veya bunlara katılma ile devletin devletle ve devletin vatandaşlar ile ilişkisini düzenleyen anayasal sistem gibi siyaset teorisinin temel aktörleri, hukuk ve siyaset ilişkisini eklemlemekte ve Carl Schmitt’in anayasal liberalizm kuramına atıfta bulunmaktadır.
Siyasal liberalizmin, devletin kurumlarıyla inşası ve ekonomi politik uygulamalarıyla içselleştirilmesi olarak nitelendirilen ABD, seçim sistemi ve güncel uygulamalarında birey ve grup çıkarlarının ön plana alındığı bir sistemi tercih etmektedir. Buna göre ABD siyasal sistemine egemen olan politik liberalizmin, Durkheim’ın toplum kurma sistematiği ve Weber’in bürokratik örgütlenme modeliyle bütünleşmiş bir siyasi model olduğu öne sürülebilir. Bu modele göre, toplumun ihtiyaçları ve bu doğrultuda siyasal örgütlenmenin felsefi alt yapısı, bireyin ve bireylerin politik etkinliklerini arttırmak için kurulan örgütlü siyasal topluma dayanmaktadır. 
ABD’nin, seçimlerdeki politik etkinliği ülke içindeki baskı ve/veya çıkar gruplarının ekonomi-politik güçleriyle doğrudan ilintilidir. Ülkenin etnik ve dinsel yapısında, üst kimlik olarak kabul edilen Amerikan vatandaşı nosyonu, alt kimlikte dini ve etnik toplulukların etkisine oldukça açık bir vaziyettedir. Bu doğrultuda ABD seçimlerinin çoğu zaman, liberalizmin doktrinleri temelinde söz konusu gruplar tarafından yönlendirildiği görülmektedir. Bu yönlendirmelerin iç siyasetteki etkinlik derecesini ise, her iki partiye ait başkan adaylarının, seçimler de bu gruplara karşı verilen taahhütlerinde görmek mümkündür. Buna ek olarak siyasal iktidarı ortaya koyma ve bunu erkler ayrımında sürdürülebilir bir temelde inşa etmeye çalışan siyasal sistemde, baskın erk yürütme ve bu yürütmenin başı olan ABD Başkanıdır. Öte yandan yürütme erkini, temsilciler meclisi ve senato ile dengeleme çabası içerisinde olan ABD’de, yargı erkinin de iktidarı sınırlandırma işlevi göze çarpmaktadır. Anayasal sistemlerin temel kuruluş felsefesi niteliğinde olan iktidarı sınırlandırma ve toplumun geneline dağıtma retoriğinin, başkanlık sisteminin hakim kuramsal temeline rağmen, federal demokratik devlet sınırları çerçevesinde önemli bir etken olduğunu ifade etmek mümkündür. Federal devlet yapısının egemen olduğu Amerika Birleşik Devletlerinde, toplumsal tartışma ve uzlaşı ekseninin ise iki temel siyaset nosyonunda şekillendiği gözükmektedir. Buna göre ABD siyaseti, Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler tarafından sürdürülmektedir. Politik tartışma ve uzlaşı zemini ise, toplumun iç politika tercihleri ve bununla doğrudan bağlantılı olarak uluslararası ilişkilerin sistem düzeyindeki analiz boyutuyla ilintilidir. Bununla doğrudan bağlantılı olarak, uluslararası ilişkilerde paradigma kırılımları ve entegrasyon süreçlerinin, uluslararası ilişkilerin egemen aktörleri tarafından belirlenmesi meselesi, söz konusu sistemin ikircikli yapısını ortaya koymaktadır. 
Uluslararası İlişkilerin sistem düzeyindeki analiz boyutuna yönelik “parçalanma ve bütünleşme süreçleri”, sistemin egemen aktörleri tarafından yönlendirilmektedir. Bu açıdan yaklaşıldığında, ABD siyasetine dönemsel olarak yön veren Cumhuriyetçi Parti’nin, ABD çıkarlarının güce dayalı politikalarının savunucusu olduğu göze çarpmaktadır. Buradan hareketle, uluslararası ilişkilerde devlet düzeyinde ki analiz boyutunun, sistem düzeyinde değiştirici bir etki unsuru olabileceğini ABD siyasetinde görmek mümkündür. Öte yandan, Demokrat Parti’nin ABD’nin küresel imajının inşacısı çabaları, güncel ABD dış politikasında görülebilmektedir. El Kaide terör örgütü lideri Usame Bin Ladin’in geçtiğimiz yıl Pakistan’da düzenlenen ABD operasyonuyla öldürülmesi, Obama yönetiminin küresel terörle mücadele ve ABD çıkarlarının korunması noktasında önemli bir kazanımı olarak ifade edilmektedir. Ek olarak, 2007 yılının son çeyreği ile başlayan ve 2008 yılında etkisini arttıran küresel ekonomik krizin, vatandaşların ABD emlak ve emtia piyasalarında regülasyon beklentisi oluşturması, Obama’nın mali düzenlemeler konusundaki uygulamaları ve yeni dönem vaatleri ile örtüşmüştür. Ancak,  ABD ekonomi çevreleri 2008 yılından bu yana Başkan Obama’nın ekonomik ve mali reformlarını yeterli bulmamaktadır. Öte yandan Başkan Obama’nın 2012 seçimlerinde ki siyasi vaatleri arasında ABD’nin dış politik imajının yenilenmesi adına, İslam dünyası ve yabancı uluslarla entegrasyon süreçlerinin hızlandırılması yer almaktadır. Başkan Obama, ABD’nin küresel sistemin inşacısı rolünü, yapıcı bir ülke imajı ile tekrardan sağlamaya çalışmaktadır. Obama’nın bu misyonu ise, uluslararası ilişkilerin sistem düzeyinde parçalanma ve bütünleşme süreçlerine atıfta bulunmaktadır. Bu doğrultuda, bir dönem önce Cumhuriyetçi parti ile Afganistan ve Irak operasyonları çerçevesinde “parçalanma (fragmentation) süreci” yaşayan uluslararası sistem, Demokrat Parti ile birlikte uluslararası toplumla “entegrasyon sürecinin” yollarını aramaktadır.  Bununla doğrudan bağlantılı olarak, ABD’li uluslararası ilişkiler kuramcısı Joseph Nye’a göre realizmin güç ekseni, ABD’nin, uluslararası ilişkilerdeki sistem düzeyinde uygulamaya koyduğu politikaları çerçevesinde klasik realizmin sertlik (hard power), esnek realizmin ise yumuşaklık (soft power) politikalarına dayanmaktadır. Bu görüşe göre, yumuşak güç inşası da realizmin yapısal değişikliklerine adapte olarak, sürdürülebilir güç maksimizasyonunu hedeflemektedir. Nihayetinde, Demokrat partilerin uygulamaya koyduğu yapıcı söylem ve bir imaj yüklemesi, liberal paradigmaya ek olarak realist paradigmanın temel unsurlarını da içermektedir. 
Uluslararası İlişkilerde ki analiz düzeylerinin yetkinliği, ilk olarak teorik esasların yanlışlama kuramı karşısında güçlü bir yapı ortaya koyması, buna ek olarak araştırma yöntem ve uygulamalarında tümdengelim ve tümevarım süreçlerinin sentezini inşa edebilmesine bağlıdır. ABD siyasal sistemini ortaya koyan seçim sistemleri ve söz konusu sistemlerin uygulamada olduğu ABD siyasal hayatının teorik ve felsefi alt yapısı ortaya konduktan sonra bunların bölgesel politikalara olan etkisini test etmek gerekmektedir. Söz konusu etkiyi doğru okuyabilmek adına Asya-Pasifik bölgesi olmak üzere, Orta Doğu ve Rusya ekseninde, bu ülkenin dış politikasını ele almak gerekmektedir. ABD’nin Asya-Pasifik politikasının temelinde, Çin’i uluslararası sistemin güç dengesini koruma adına kontrol altında tutma çabaları ön plana çıkmaktadır. Bu noktada, jeostratejik bir öneme sahip olan Malaka boğazından yapılan ticari ve askeri gemi geçişlerinin ABD’nin Pasifik Donanması tarafından kontrol altında tutulduğu gerçeği, ABD’nin Pasifik bölgesi güvenliğine verdiği önemin göstergesi konumundadır. Öte yandan, Cumhuriyetçi Parti Başkanı Bush’un başlatmış olduğu Afganistan operasyonu ile jeopolitik mihveri pasifikten Orta Asya ve bununla bağlantılı olarak Kafkasya ekseniyle birleştiren ABD, uluslararası politikalarını sert gücün gereklerine dayalı, askeri uygulamalar ile sağlamış, bunun sürdürülebilir bir temele oturmasını ise Obama döneminde yumuşak güç inşası ile gerçekleştirmiştir..
Son olarak, Orta Doğu’da “daha fazla demokrasi daha fazla özgürlük” söylemiyle gerçekleşen Arap Baharının, söz konusu yumuşak güç söylemleri Nye’ın yumuşak gücün uygulaması olduğunu ifade etmek mümkündür. Netice itibariyle, ABD siyasal sisteminin uluslararası ilişkilerin yapısal eklemlenme süreçleriyle doğrudan ilişkili olduğu ifade edilebilecektir. Tüm bu süreçler, realizmin klasik öğretilerinden sistem analizi düzeyinde, yeni yapısal süreçlerin etkili olduğu Neo-Realist modele bir atıfta bulunulduğunu göstermektedir.
Notes:
[1]Latince uluslararası hukuk terimidir. Kendine özgü, nev-i şahsına münhasır yapı demektir.
[2] Berch Berberoğlu, “Klasik ve Çağdaş Sosyal Teoriye Giriş”, İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2009.
[3]Emilé Durkheim, “Sosyolojik Yöntemin Kuralları”, Ankara: Dost Kitapevi, 2010.
[4]Maurice Duverger, 1950’den aktaran Yaşar Gürbüz, “Karşılaştırmalı Politik Sistemler”, İstanbul: Filiz Kitapevi, 2006.
[5]Yalvaç, Faruk “Eleştirel Gerçekçilik: Uluslararası İlişkiler Kuramında Post Pozitivizm Sonrası Aşama”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 6, Sayı 24, (Kış, 2010), s. 3-32.
[6]Cristi, R. (1998). Carl Schmitt and Authoritarian Liberalism. Wales: University of Wales.
[7]Nye, J. S. ve Welch, D. A. (2010). Küresel Çatışmayı ve İşbirliğini Anlamak. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları
[8]Jeffrey Mankoff, “The Big Caucasus between Fragmentation and Integration”, CSIS, March 2012. 
[9]Bkz; http://useconomy.about.com/od/candidatesandtheeconomy/a/Obama_Stimulus.htm Erişim: 30.09.2012
[10] Popper, K. (2010). Bilimsel Araştırmanın Mantığı. İstanbul : Yapı Kredi Yayınları
[11]Burada kast edilen, bilimsel araştırmalarda felsefe alt yapısıyla birlikte Aristocu tümdengelim ve Baconcu tümevarım yöntemidir. Bilimsel araştırma ve bu doğrultuda yapılan analizlerde, araştırma mantığı ve yöntem süreçlerinin eklemlenmesi ile, araştırma yöntem ve uygulamalarının bütünsel ve analitik bir yapıya kavuşacağı ifade edilmektedir.
[12] İşcan, İsmail Hakkı, “Uluslararası İlişkilerde Klasik Jeopolitik Teoriler ve Çağdaş Yansımaları”, Uluslararası İlişkiler , Cilt 1, Sayı 2 (Yaz, 2004), s. (47-79). 

Uğur Yasin ASAL, Analist, USBED

11.9.2013 - Hit : 3011


  • Bizi Facebook'ta Bulun


 
Tum Haklari Saklidir - 2013 © USBED | Editor alioztarsu