Mon, 11 Dec 2017
| Strategic Outlook Strategic Outlook  |  Uzmanlar  |  Hakkimizda  |  Yönetim Kurulu  |  Danışman Grubu  |  Dost Siteler  |  İletişim
 

ALMANYA’NIN SİYASAL KÜLTÜRÜ

ALMANYA’NIN SİYASAL KÜLTÜRÜ
Bu yazı, Alman siyasal kültürünü odak noktasına almakla birlikte; bir devletin siyasal kültürünü oluşturan temel paradigmalar yönünden incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çerçevede ideolojiler, yönetimlerin meşruiyeti, eğitim ve demokrasi gibi kavramlar analiz düzeyi olarak belirlenmiştir. 
Siyasal kültür en genel manada bir toplum içerisinde hayatlarını sürdüren bireylerin değerler bütününe rıza göstermesi olarak tanımlanabilir. Bununla birlikte Roskin’e göre siyasal kültür ise, bir devlette yaşamlarını sürdüren yurttaşların siyaset ve toplum konusundaki değerleri ve kanaatlerinin bütünüdür.  Siyasal kültür kavramının kökeni eskiye dayanmasına rağmen, siyaset bilimi literatüründe kullanılmaya 1950’lerde başlanmıştır.  Şöyle ki; bir siyasal sistemde varlık gösteren toplumun veya grubun davranışlarını değiştiren – dönüştüren paradigmalar her devirde var olmuştur. Bu görüş üzerinde düşünürlerin mutabık kalmalarına rağmen İbn-i Haldun’dan Weber’e kadar düşünürlerin büyük bir bölümü değer ve inanç gibi kavramların bir toplumun siyasal kültürünün bir parçası olabileceğine imkan tanımamışlardır.  Tarihsel süreçte, çeşitli alanlardan düşünürlerin siyasal kültür üzerine yaptıkları araştırma ve geliştirme faaliyetleri sonucunda, günümüzde kültür; sosyal, siyasal ve toplumsal ilişkileri anlamlandırmada önemli bir kavram olarak düşünülmektedir. 
I. dünya Savaşı sonrası oluşturulan Weimar Anayasası teorik yönüyle bir demokrasi örneğidir. Fakat dönemin şartları ve geleneksel yapıdan dolayı Alman toplumunun büyük bir bölümü demokrasi kavramına önem vermemiş; dolayısıyla pratikte işlevsiz kalmıştır.  II. dünya savaşı sonrasında siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanında yaşanan değişim ve dönüşümler; çalışkan ve azimli Alman toplumunda da siyasi ve ekonomik açılardan önemli oranda dönüşüm meydana getirmiş; bunun sonucunda ise Almanlar demokrasi kavramına sıkı bir şekilde bağlı toplum haline gelmişlerdir. Roskin, Alman toplumsal yapısında yaşanan bu dönüşümü anlamlandırırken onların ekonomik alanda başarı elde ettikçe refaha kavuştuklarını ve bunun sonucunda demokrasiye ihtiyaç duyduklarını öne sürmektedir.
Siyasi kültürün temel yapı taşını hükümetin toplum nezdinde olan meşruiyeti oluşturmaktadır. Yani hükümetler kendiliğinden meşru olmazlar; eylemleriyle halk nezdinde meşrulukları sağlanır. Dolayısıyla bu kavram toplumdan topluma değişmektedir. Alman siyasal toplumunda ise meşruluk kavramı Berlin duvarının yıkılmasının ardından günümüze iki şekilde yansımaktadır. Birincisi Batı Alman toplumunun her şekilde liberal görüşlere haiz olduğu ve dolayısıyla demokrasinin her koşulda sağlanması gerekliliğine sıkı sıkıya bağlı oluşudur. İkincisi ise Doğu Almanların artan ekonomik refahla birlikte demokratik oluşlarıdır. Dolayısıyla Alman siyasi kültüründe, yönetim yapısının meşruluğu yurttaşlar nezdinde değişkendir. 
Ancak Alman siyasi kültürünü ele alırken sadece meşruiyet üzerinden analiz yapmak yanıltıcı olacaktır. Bu yüzden meşruiyet kavramını egemenlik ve otorite kavramları ile birlikte analiz etmek daha tutarlı olacaktır. Şöyle ki; Doğu Alman toplumu sayı ve nitelik bakımından Batı Almanlara oranla zayıf olmalarından dolayı meşruiyetini sağlayamamış ve bunun sonucunda halkın ülkeyi terk etmelerini engellemek için 1961 yılında Berlin Duvarının gerekliliğine ihtiyaç duymuştur. Dolayısıyla Alman siyasi kültüründe Doğu Almanya bu üç kavramın çakışmasına iyi bir örnektir. 
Siyasal kültürün oluşmasında ve değişip dönüşmesinde en önemli unsur eğitimdir. Nitekim bir ülkedeki eğitim sistemi, o ülkenin toplumunun zihin yapısını etkilemede önemli bir değişken olarak karşımıza çıkmakla birlikte, elit statüsünü de eğitimli kişiler oluşturmaktadır. Ayrıca eğitimli olan bireyler sisteme nasıl katkıda bulunacağını ve siyasi iktidarı nasıl ele geçirip yöneteceğini bilenlerdir. Almanya  İngiltere de ki gibi bir Oxbridge yaratamamıştır. Dolayısıyla Almanya da siyasi elit kavramı biraz karmaşıktır. Bununla birlikte günümüzde bu durum değişmiş olsa da; Willy Brandt gibi bazı ünlü Alman politikacılar üniversite mezunu dahi değillerdir. Günümüzde Alman politikacılar genellikle Hukuk eğitimi görmüş kişiler olmakla birlikte; son yıllarda ekonomistlerinde Alman siyasal denkleminde önemli rolleri olmuştur. Almanya da hukuk eğitimi sistemi klasik Anglo – Amerikan örf hukuk sisteminden farklıdır. Yani Alman hukuk sistemi iki tür mezun verir. Birincisi kitaba uyan; ikincisi müzakere eden ve anlaşma yapan. Dolayısıyla hukukçu geçmişleriyle Alman politikacılar, halktan çok kanun sisteminin yanındadırlar.  
İkinci dünya savaşı sonrası dönemde Alman siyasal yapısında demokrasi kültürü oturmaya başlamıştır.  Bunun en önemli örneği 1969 yılı seçimlerinde Willy Brandt’ın şansölye olarak seçilmesidir. Çünkü Willy Brandt yıllarca aşırı solda yer almış (komünist değil) ve Nazi döneminde Norveç’e kaçarak Almanlara karşı savaşmak zorunda kalması dolayısıyla bir çok Almanın kabul edemeyeceği türden bir tarihi geçmişe sahip politikacıdır. Ancak Brandt’a hayran olan ve çoğunluğu gençlerden oluşan bir kitlenin varlığı da söz konusuydu. Bunun temel nedeni, onun baskıcı Nazilere karşı savaşmış olmasından kaynaklanmaktadır.  
Sonuç olarak Alman siyasal kültürü, tarihsel açıdan dönemsel kırılmalar geçirmiş; fakat zamanla yaşanan olaylardan alınan dersler neticesinde siyasal düzlemde demokrasinin önemini kavrayarak ekonomik alanda liberal kapitalist yönetim şeklini benimsemiştir. Bütün bu yaşanan sürecin sonunda ise kalkınmasını sağlamış ve bunu sürdürmeye devam etmektedir.
Kaynakça
1) Roskin, Michael G., (2012). Çağdaş Devlet Sistemleri: Siyaset, Coğrafya, Kültür (Çeviri), Ankara: Adres Yayınları. S. 10
2) Eryılmaz, B. (2010). Siyasal Ku?ltu?r, Ekim 8, 2010. http://www.enfal.de/sosyalbilimler/s/039.htm.
3) Heywood, A. (2011). Siyaset. Kolektif (Çeviri). Ankara: Adres Yayınları. S. 264
4) Eryılmaz, 2010.
5) Roskin, 2012, s.10.
6) A.g.e., s.10
7) A.g.e. s.249 – 250.
8) Müller, Werner – Jan, (2003). German Ideoligies since 1945:Studies in The Political Thought and Culture of The Bonn Republic, USA: Palagrave. S.4.
9) A.g.e. s.244.
İbrahim Mohammed Nassir, Analist, USBED
8.6.2016 - Hit : 2023


  • Bizi Facebook'ta Bulun


 
Tum Haklari Saklidir - 2013 © USBED | Editor alioztarsu